DENGESİZ BİR AŞKIN ANATOMİSİ


Sevgilim, 
Seni yanımda gormeyeli ve sana sevgilim demeyeli ne kadar zaman gecti, inan bilmiyorum.  Zaman benim icin karmakarışık. 
Sana içinde bulunduğum durumu en başından anlatabilseydim her şey daha farklı olur muydu acaba?
Komik olan ne, biliyor musun? Artık acabalara, keskelere ve belkilere ayiracak vaktimin kalmaması. ..  Senin de olmasın sakın! Asla keske deme. Hicbir zaman! 
Her neyse...
Bu cok zor... Nereden başlamalıyım bilmiyorum. 
İçinde bir canavarla yaşamaya çalışmak nedir, bilir misin? 
Kim bilebilir ki... Beni, benim dışımda kim anlayabilir? 
Hep bunu söyleyip, hep bunu hissetmiş zavallının tekiydim ben aslında.  Ve sonra sen geldin. Nasıl yaptın bilmiyorum ama yaptın ve beni anlamaya, içimi okumaya çok yaklaştın. Hayatımda ilk kez ve belki de son!
Ama olmadi işte, olmamalıydı. Seni öyle cok sevdim ki, beni böyle tanı istemedim. İsteyemedim...
Nereden başlanır ki? Sacmaliyorum, degil mi? Düşünceler beynimde o kadar hızlı akıyor ki, kimse durduramaz sanki. Allah kahretsin, kendimi kontrol edemez haldeyim. Tek bildiğim sey, su an öyle yukarilardayim ki bu, her şeyi yapabilecek güçte bir his. Dünya benim sanki! Hersey benim için var. Hatta uçabilirim bile... Çok yakında! 
Senden sonra her sey nasıl da dipteydi oysa. Sensiz bomboş bir evde ve bombok bir hayatta nefes almak, bir mezarın icinde yasamaktan farksızdı. Sen yokken böyleydi iste dünyam.  Tıpkı senden önce olduğu gibi. ..
Hiç değişmez saniyordum, hic kimse bana yardım edemez...
Ve bir gün sen geldin... İcime baktın ve beni okudun.  Üstelik beni tanımadan, kim olduğumu ve nasıl fırtınalar yaşadığımı bilmeden. Beni hesapsızca kabullendin ve öyle sevdin.
Sana aşık oldum! Hem de deliler gibi. Öyle duygularin var olduğundan bile habersizdim oysa. Dünyada iyi duyguların da olduğunu bilmezdim. Sen bana hissettirdin! 
Ve ben, her güzel hissi seninle yaşadım ve sana yaşatmaya çalıştım. Çalıştım diyorum, çünkü tam olarak bunu yapamazdım. Beynime ve ruhuma hükmedemezken sana sonsuz mutluluk sağlayamazdım...
İste o an bir seçim yapmak zorunda kaldım. Ya her şeyi bitirmenin kıyısından döndüğüm günlerdeki berbat hayatima devam edecektim ya da seni mutlu etmek icin her şeye dört elle sarilacaktim.
Ve denemeye karar verdim. En iyisi olsun ve her sey bitsin istedim. Seninle her şeye sıfırdan baslayabilmeyi düşledim. İşte bu yüzden senin gelişinle güç kazandım ve burada bana çare bulamayan doktorları boş verip Amerika'ya gittim. 
Senin iş seyahatleri diye bildiğin ya da belki de hiç anlam vermediğin kayboluslarimda ben Cleveland'de, Stanley Center denilen bir hastanede psikoterapiler, kan testleri ve ilac değerlerinin belirlenmesi ile geçen müthiş günler geçirdim. Tıpkı bir deney kobayı gibi... 
Şu an bu ne sacmaliyor diyorsun, değil mi? Ya da delinin teki olduğumu düşünüyor olabilirsin.
Tam olarak değil. Deli olsam daha mutlu bir hayat yaşardım inan... Ama değilim.
Ben lanet olası bir manik depresifim. Hem de ileri derecede. Yirmilerinin başlarında dayanılmaz bir noktaya varan ve ondan beri mücadele ettiğim illet bir bipolarım anlayacağın. 
Üç dört ayda bir tekrar ve tekrar ilaç degerlerimin belirlenmesi gerekiyor ve normal insan hareketleri gösterebilmem için kontrol altında yaşamak zorundayım.  Ne harika, değil mi? 
Ben bir lityum bağımlısıyım! Şu an tek ilacım bu... Normal bir hayat surebilmem için tek şansım. Gerçek bir yaşamım olması için bana oksijen ve nefes almak kadar gerekli tek şey bu. Ve bazen de Prozac, Valium ve digerleri...
Tanıdığın adamın, hiç tanımadığın biri olması ne garip değil mi?...

 Böylesine duygu yoğunluğu içinde sona doğru ilerleyen bir mektup, kitabın sonunda beni hüngür hüngür ağlatmaya yetti. Yaşanılanlar ise hayranlık uyandırdı her bir sayfada... Bu dengesiz aşka şahit olmak, sayfalara gömülmek, hafızama kazınan yoğunluğu oldukça yüksek harika bir öykü... Ben okudum bitti; tattığım duygular bana yetti. Sizinde okumanız dileğiyle... Kitapsız kalmayın...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...