SEVGİLİMDEN SON MEKTUP



Aşka hayran bırakan, harika bir roman daha sizlerle.... Geçmiş ve gelecek aşkla buluşmuş... Aşka olan inancınızın azaldığını hissediyorsanız mutlaka okuyun derim.  Dikkatimi çeken bir noktaya değinmeden geçmek istemiyorum. Kitapta geçen aşk hikayesi geçmişte yaşanmış cesaret ile sınanan muhteşem ve hayranlık uyandıracak bir hikaye... Eskiye oldum olası özenmişimdir; nedendir bilmem ama teknolojinin hayatımıza girmezden önceki dönemine ait yaşantılar, bu yaşantılara has duygular daha özel, daha temiz, daha gerçekmiş gibi gelir bana hep... Kitaba olan yakınlığımın bununla ilgisi olduğunu düşünüyorum. "Aşka teslim olmak cesaret ister..." demiş kitap. O halde cesur olanlara gelsin bu kitabimiz... Keyifli okumalar... Kitapsız kalmayın...
Devamını okumak için tıklayın..

DENGESİZ BİR AŞKIN ANATOMİSİ


Sevgilim, 
Seni yanımda gormeyeli ve sana sevgilim demeyeli ne kadar zaman gecti, inan bilmiyorum.  Zaman benim icin karmakarışık. 
Sana içinde bulunduğum durumu en başından anlatabilseydim her şey daha farklı olur muydu acaba?
Komik olan ne, biliyor musun? Artık acabalara, keskelere ve belkilere ayiracak vaktimin kalmaması. ..  Senin de olmasın sakın! Asla keske deme. Hicbir zaman! 
Her neyse...
Bu cok zor... Nereden başlamalıyım bilmiyorum. 
İçinde bir canavarla yaşamaya çalışmak nedir, bilir misin? 
Kim bilebilir ki... Beni, benim dışımda kim anlayabilir? 
Hep bunu söyleyip, hep bunu hissetmiş zavallının tekiydim ben aslında.  Ve sonra sen geldin. Nasıl yaptın bilmiyorum ama yaptın ve beni anlamaya, içimi okumaya çok yaklaştın. Hayatımda ilk kez ve belki de son!
Ama olmadi işte, olmamalıydı. Seni öyle cok sevdim ki, beni böyle tanı istemedim. İsteyemedim...
Nereden başlanır ki? Sacmaliyorum, degil mi? Düşünceler beynimde o kadar hızlı akıyor ki, kimse durduramaz sanki. Allah kahretsin, kendimi kontrol edemez haldeyim. Tek bildiğim sey, su an öyle yukarilardayim ki bu, her şeyi yapabilecek güçte bir his. Dünya benim sanki! Hersey benim için var. Hatta uçabilirim bile... Çok yakında! 
Senden sonra her sey nasıl da dipteydi oysa. Sensiz bomboş bir evde ve bombok bir hayatta nefes almak, bir mezarın icinde yasamaktan farksızdı. Sen yokken böyleydi iste dünyam.  Tıpkı senden önce olduğu gibi. ..
Hiç değişmez saniyordum, hic kimse bana yardım edemez...
Ve bir gün sen geldin... İcime baktın ve beni okudun.  Üstelik beni tanımadan, kim olduğumu ve nasıl fırtınalar yaşadığımı bilmeden. Beni hesapsızca kabullendin ve öyle sevdin.
Sana aşık oldum! Hem de deliler gibi. Öyle duygularin var olduğundan bile habersizdim oysa. Dünyada iyi duyguların da olduğunu bilmezdim. Sen bana hissettirdin! 
Ve ben, her güzel hissi seninle yaşadım ve sana yaşatmaya çalıştım. Çalıştım diyorum, çünkü tam olarak bunu yapamazdım. Beynime ve ruhuma hükmedemezken sana sonsuz mutluluk sağlayamazdım...
İste o an bir seçim yapmak zorunda kaldım. Ya her şeyi bitirmenin kıyısından döndüğüm günlerdeki berbat hayatima devam edecektim ya da seni mutlu etmek icin her şeye dört elle sarilacaktim.
Ve denemeye karar verdim. En iyisi olsun ve her sey bitsin istedim. Seninle her şeye sıfırdan baslayabilmeyi düşledim. İşte bu yüzden senin gelişinle güç kazandım ve burada bana çare bulamayan doktorları boş verip Amerika'ya gittim. 
Senin iş seyahatleri diye bildiğin ya da belki de hiç anlam vermediğin kayboluslarimda ben Cleveland'de, Stanley Center denilen bir hastanede psikoterapiler, kan testleri ve ilac değerlerinin belirlenmesi ile geçen müthiş günler geçirdim. Tıpkı bir deney kobayı gibi... 
Şu an bu ne sacmaliyor diyorsun, değil mi? Ya da delinin teki olduğumu düşünüyor olabilirsin.
Tam olarak değil. Deli olsam daha mutlu bir hayat yaşardım inan... Ama değilim.
Ben lanet olası bir manik depresifim. Hem de ileri derecede. Yirmilerinin başlarında dayanılmaz bir noktaya varan ve ondan beri mücadele ettiğim illet bir bipolarım anlayacağın. 
Üç dört ayda bir tekrar ve tekrar ilaç degerlerimin belirlenmesi gerekiyor ve normal insan hareketleri gösterebilmem için kontrol altında yaşamak zorundayım.  Ne harika, değil mi? 
Ben bir lityum bağımlısıyım! Şu an tek ilacım bu... Normal bir hayat surebilmem için tek şansım. Gerçek bir yaşamım olması için bana oksijen ve nefes almak kadar gerekli tek şey bu. Ve bazen de Prozac, Valium ve digerleri...
Tanıdığın adamın, hiç tanımadığın biri olması ne garip değil mi?...

 Böylesine duygu yoğunluğu içinde sona doğru ilerleyen bir mektup, kitabın sonunda beni hüngür hüngür ağlatmaya yetti. Yaşanılanlar ise hayranlık uyandırdı her bir sayfada... Bu dengesiz aşka şahit olmak, sayfalara gömülmek, hafızama kazınan yoğunluğu oldukça yüksek harika bir öykü... Ben okudum bitti; tattığım duygular bana yetti. Sizinde okumanız dileğiyle... Kitapsız kalmayın...


Devamını okumak için tıklayın..

MOR

"Mor", kitabin ismi neden mor bilemem ama kitap hakkında "harika bir roman" yorumunu yapabilirim. 2004 Orhan Kemal roman armağanı ödülüne layık görülen bir kitap. Kitap küçük bir ege kasabasında yasayan dört çocuklu bir ailenin yıllara yayılmış trajik hikayesini anlatan ama bunları ask, entrika, çerçevesi içerisinde ve yirmi dört saatlik bir zaman diliminde anlatan bir roman.
Roman' in bir güzel tarafı da aslında roman içinde roman olması tüm karakterlerin hikayesi en ince ayrıntısına kadar sıkmadan, bunaltmadan anlatılıyor olmasında yatıyor. Roman' in dili oldukça akıcı bir özelliğe sahip. Konusuna gelince hayatinin sonbaharını yasayan ellili yaşlarını yasamakta olan İlhan karakterinin kendisinden yirmi yas küçük bir kıza aşık olmasıyla başlıyor romanımız ve bu aşkın bedelini yaşamıyla ödemesiyle son buluyor. Okunası bir roman. Kitapsız kalmayın.


Devamını okumak için tıklayın..

İKİ KİŞİLİK YALNIZLIK






"İki kişilik yalnızlık" yaşanmış bir öyküden yola çıkılarak yazılmış bir roman. Yazarı hakkında fikrim yoktu ama almamda ki sebep kitabın ismiydi. İki kişilik yalnızlık evli bir çiftin baştan sona hikayesini, aynı evi paylaşan iki insanın gün geçtikçe çığlığa dönen yalnızlıklarını, bu yalnızlığın evin duvarlarında yarattığı çatlakları anlatıyor, yaşatıyor...Hatta kitabın bir yan etkisi var ki(bence) evlilik kurumu hakkında düşündürüyor, sorgulatıyor ve bir nebze korkutuyor. Değişimin kaçınılmaz olduğu bir kez daha çarpıyor yüzünüze kitabın sayfalarında ilerlerken...Sevgilerde eskiyor,değişiyor, hırpalıyor,yıpratıyor. Oysa ne hayallerle, umutlarla atılıyor adımlar yıllar sonra yaşanabileceklerden habersiz...Okurken en çok dikkatimi çeken nokta iki insanın kişiliklerinin  etkili tasviri oldu; yani okurken iki insanin duyguları  hakkında da rahatlıkla fikir sahibi olabiliyorsunuz. Kötü sonla biten bir roman. Her kitap bir dünya bu romanda olduğu gibi...Keyifli okumalar...Kitapsız kalmayın...
Devamını okumak için tıklayın..

ÇİKOLATA KALPLİ HÜZÜNLER

Kararını değiştirdi kadın, bu gece pantolon giymeyecek.
Omuzlarını açıkta bırakan, üst bedenini sımsıkı sararken belden aşağıya özgürce dökülen, açık yeşil şifon elbisesini giyecek.
Ayağında yüksek ökçeli terlikler, abartısız bir makyaj, birkaç fırça darbesiyle taranmış doğal saçlar...
Şöminenin başında oturacaklar. Sağdaki koltukta kadın, soldakinde erkek. Her zamanki gibi. 
Beraber geçirilecek birkaç saate yapay anlamlar yüklemek ne derece doğru, bilemiyor. Bu, uzun zamandır süregelen, virgüllerle uzatılmış, sündürülmüş, hantallaştırılmış bir cümleye konulacak kocaman bir nokta aslında...
Noktayı koyup, cümleyi kapatıp el sıkışacaklar. Eriye eriye yitmiş bir mumu şamdanından kazırcasına...Gerçek amacından sapmış uzun bir söylemi susturmak gibi... Anlamını çoktan yitirmiş bir beraberliği uygarca bitirmek için.
Böyle bir buluşmada duygusallığa yer var mı?
(Olmalı mı?)
Yok canım!
(Bunca özenin gereksizliği ortadayken, bu titizlenmeler de neyin nesi?)
Ama her şeye karşın, özel bir gece bu! sonradan düşündüğünde, yaşanılanları kare kare gözünün önüne getirdiğinde, eksik bir şey bulamamalı! 
Viski içecekler. (Kadın öyle istiyor!) Kristal viski bardaklarında...
Ucuz, sirke tadını çağrıştıran şarapları içecek kadehleri yoktu. Annesinin, kendi büfesinden toparlayıp çeyiz olarak verdiği ince uzun limonata bardaklarında, yıllanmış tortulu şaraplara dönüşürdü o sirkemsi şaraplar...
Tuzlu leblebiyle ağızlarındaki burukluğu alır, dudaklarında kalan tadı birbirleriyle paylaşırlardı...
Bardakların yanına iki çerez tabağı koyacak. ERKEK için kavrulmuş tuzlu badem, kendisi içinde çikolata.
Viskinin acı tadını, genzini yakan keskin alkol buharını çikolatayla yatıştıracak KADIN. 
(Yalan! Ağzında eridiğinde, damağından beynine ulaşacak dinginlik, kalkan olsun diye... tıpkı eskiden olduğu gibi.)
Dede elinde kocaman bir çikolata paketiyle girdi içeri.
'' Bu senin sırma saçlım,'' dedi.
Sevindi sırma saçlı. çocuksu bir sabırsızlıkla, yırtarcasına açtı paketi. Fıstıklı çikolatanın ucundan küçük bir parça kırdı, ağzına attı.
'' biliyormusun,'' dedi dede.'' Baban yarın Amerika'ya uçuyor.''
Hiçbir şey söylemedi çocuk. Bir parça daha attı ağzına. Diliyle şöyle bir çevirdi, damağına yapıştırdı.
'' Annen de...''
Biliyordu! Annesiyle babasının ayrıldığını, babasının uzunca bir süre için Amerika' ya gideceğini; annesinin, yakın olmaya çalıştıkça daha beter uzaklaşan, yapay tavrı, o itici ADAM'la evleneceğini çok iyi biliyordu.
'' Sen de artık bizimle kalacaksın. Hep demiyor muydun, 'Ben sizin kızınız olayım, diye...'
Kakaonun büyüleyici tadı, damağını uyuşturmuştu. Gözlerini yumdu. Göz pınarına kadar gelen yaşlar tutuklaştı, duraksadı, öylece kalakaldı...Ağzındaki tatlılığın içinde eriyip yitiverdi.
''Umduğumuzdan kolay oldu galiba,'' diye fısıldadı dede, anneanneye.
Anneannenin dudakları buruk bir gülümseyişle kıvrıldı.
''Yanılıyorsun,'' dedi. '' Hüzünlerini çikolata ile kapladığını görmüyor musun zavallının?'
Yemek sonrası gelecek ERKEK. Öyle olsun istedi. Kim bilir, belki süreyi uzatmak istemiyor; belki de aynı sofrayı bir kez daha paylaşmaktan ürküntü duyuyor...
Biz hiç yemek yemedik seninle. Çaylı, zeytinli kahvaltılar etmedik. Ekmeğimizi, tuzumuzu paylaşmadık. Tahta masalar üzerinde, takımı bozulmuş tabaklarda ekmek peynirle karnımızı doyurmadık.
Hep öyle, gümüş şamdanlı masalarda oturduk. Altın yaldızlı porselen tabaklarda fleminyon yedik. Kristal kadehlerle şampanyalar içtik...
(Öyle mi?)
ERKEK çikolata getirecek KADIN' a. Getirmeli! KADIN öyle istiyor. Bekliyor.
Böyle olduğunu bilir ERKEK. Çiçek tanzimi gibi özenle hazırlatır çikolata kutusunu. Likörlü, fındıklı, fıstıklı, sütlü, sütsüz; siyah, beyaz, açıklı koyulu; sıra sıra, biçim biçim çikolatalar...
Sezaryenden yeni çıkmıştı KADIN. Güçlükle kendine geldi.
''Bebeğim?'' diye arandı hemen.
ERKEK, gözleri yerde, kocaman bir çikolata kutusunu bırakıverdi kucağına.
''En sevdiklerinden,'' diyerek.
Anladı KADIN. Bebek yoktu! Bebek ölmüştü,
'' Yine olur,''dedi ERKEK.
Yine olur...
Olmalıydı!
Ama olmadı...
Ağır devinimlerle paketi açacak KADIN. Çikolataları, viski bardağının yanındaki çerez tabağına özenle yerleştirecek.
Oturacaklar.
Söze nereden başlayacaklarını bilememenin sıkıntısıyla; gözleri yerde, salonu boydan boya kaplayan Çin halısının üzerinde kenetlenecek.
Birer yudum viskiyle başlangıç yapıp gevşemeye çalışacaklar. Birer yudum viski, bir badem, bir çikolata.
İyice sokuldu erkeğe GENÇ KADIN.
''Üşüyorum,'' dedi.
GENÇ ERKEK, KADIN' ın elini sımsıkı tuttu; incecik eprimiş pardösüsünün cebine soktu.
Eve çıkan dik yokuşu tırmanıncaya kadar, bacakları soğuktan mosmor olmuştu KADIN' ın. Ama, iğne iğne karıncalanan derisine inat, kor ateşler gibiydi içi...
Köşedeki bakkaldan bir cep kanyağı aldılar.
Yakacakları yoktu.
Rengi atmış makine halısının üzerine bağdaş kurup oturdular.
''Bir yudum sana...Bir yudum bana...''
Şişe bittiğinde, o incecik tüysüz halı, büyük bir gururla; birbirine kenetlenmiş, çılgınca sevişen aşıkları ağırlıyordu...
(Kimdi onlar?)
Çin halısının gizemli motiflerinde birleşen ürkek bakışlar, yavaş yavaş yükselip birbirlerinin üzerinde yoğunlaşacak.
''Ben,'' diye başlayacak ERKEK.
''Ben,'' diye başlayacak aynı anda KADIN da.
Gülüşüp susacaklar.
'' Bu aşk çoktan bitti, dönüşüm yok! Artık başka yaşamlara kucak açıyorum,'' diyemeyecek ERKEK.
''Hep o SÜRTÜK yüzünden, değil mi?'' demeyecek KADIN da.
Bu tür sorgulamalar için, çok geç artık!
Ağzına bir parça çikolata atacak KADIN.
Kopuş noktasından ötelere doğru, yumuşacık kulaçlar atacaklar. İncitmeden, acıtmadan, özenle seçilmiş sözcüklerle konuşacaklar.
Paylaşacak sevginin kalmadığı yerde, konuşulacak şeyler de sınırlıdır!
Duygusal yönü olmayan bir iş görüşmesinin iki tarafı gibi, yoktan var olan mal varlıklarını kibarca paylaşacaklar.Gitmeye davranacak ERKEK. Yüzünde tutuk bir gülümseme.
Git durma! Çok bile kaldın...
Ağlamayacak KADIN! Damarlarında dolanan alkolün verdiği gevşeklikle rahat, elini uzatacak.
Belki de son kez kucaklaşacaklar.
Pahalı parfüm kokuları birbirine karışacak.
'' Biliyor musun, senden ayrılıp eve gittiğimde, saatlerce ellerimi yıkamıyorum. Ellerime sinen kokunu yitirmemek için...'' İlk buluşmalarında süründüğü çiçek kokusu kadının...
(Çiçekler kokmuyor mu artık?)
Beraberce kapıya doğru yürüyecekler.
Bir ağızdan mırıldanan, sıradan veda sözcükleri...
Ve kapı ERKEĞİN ardından usulca kapanacak.
                                     ***
Telefon çaldığında, duştan yeni çıkmıştı KADIN. Üzerinde havlu, ıslak ayaklarla salona doğru yürüdü. Telefonu açtı.
ERKEK' ti.
''...Düşündüm de...Bu akşam gelmemin gereksiz olduğuna karar verdim. Avukatımla konuştum, yarın öğlen sana uğrayacak. Ayrıntıları onunla halledersiniz. Böylesi senin için de daha uygun olmaz mı? 
Telefonun yanındaki tabakta kalan son çikolata parçasını ağzına attı KADIN.
''İyi ki aradın,'' dedi dingin bir sesle. '' Yoksa ben seni arayacaktım. Bu akşam dışarı çıkıyorum da...''
Kakaonun kokusunu derin derin içine çekti.
''Avukatını göndermene gerek yok,'' diye ekledi.'' Yarın evde olmayacağım. Benim avukatımla görüşmeleri yeterli.''
Telefonu kapatır kapatmaz, yatak odasına koştu. Aceleyle saçlarını kuruladı, sımsıkı bir at kuyruğu yaptı.
Uzaktan kumandayla hızlandırılmış robotlar gibi, sabırsız devinimlerle, bir kot pantolonla gömlek geçirdi üzerine. Çantasını kaptığı gibi dışarı fırladı.
Uzağı değil, köşedeki pastaneye kadar gidecekti.
Evde, hüzünlerini kaplayacak çikolatası kalmamıştı...
On dört kadının ve onların birbirinden ilginç, çarpıcı öykülerinin anlatıldığı bir kitap...
Kısa kısa aslında hayatlara dair bir çok şeyin anlatıldığı ve kendinizden çevrenizdeki kadınlardan kesitler bulacağınız çikolata tadında bir kitap. Yorulmadan keyifle okumalık. Okurken yanınıza çikolata almayı unutmayın. Ben öyle yaptım...


Devamını okumak için tıklayın..

AYŞE KULİN

              
                      DÖNÜŞ



Ayşe Kulin' in son kitabı ''Dönüş''...Okudum bitti hemde epey oldu ama bazen bir kitabın yorumunu yapmak için önce hikayeyi içinize iyice sindirmeniz gerekiyor; ben de aynen öyle yaptım. Bir önce ki konuşan kitaplar bölümünde yine Ayşe Kulin' in kitabına yer vermiştik;''Boranın Kitabı''... İşte şimdi konuşacağımız kitap ''Boranın Kitabı'' nın devamı olan ''Dönüş''...Yazar ''Gizli Anların Yolcusu'' ile başladığı hikayeye ''Dönüş'' ile tekrar merhaba dedi. Bu kitap tam bir dönüş hikayesi...Romanın geride kalan iki ana karakterinin hikayesi...Bir son, bir başlangıç... Bir gidiş, bir dönüş hikayesi...Ayşe Kulin' i yazar olarak çok beğendiğimden midir bilmem ama bir gün yetti bu kitabı bitirmeme.Şiddetle tavsiye ediyorum ve çok konuşmak istemiyorum bu kitap hakkında merak edip bir an önce okumanızı diliyorum. Kitapsız kalmayın! Keyifli okumalar...

ARKA KAPAK

''Kayboldum! Zeytin ağaçlarının arasında kıvrılarak akarken karşıma aniden üçe ayrılan bir çatal çıktı. Toprak yollar doğuya, batıya ve güneye doğru uzanıyordu. Civarda ne bir tabela vardı ne bir işaret, ne de gidip adres sorabileceğim ev veya insan! Bir köpek bile yoktu görünürde. Sadece sonbahar rüzgarının dallarda hışırdayan sesi! Hangi yöne sapmam gerektiğini bilmiyordum, yolların her birini hava kararmadan deneyecek gücüm de kalmamıştı, vaktim de.''

                        Siz hiç kayboldunuz mu?
Devamını okumak için tıklayın..

AYŞE KULİN

  
                     BORA' NIN KİTABI

                  

Ayşe Kulin ' in ''Gizli Anların Yolcusu'' adlı kitabını daha önce okuyup yorumlamıştık(konuşan kitaplar bölümünden ulaşabilirsiniz). İşte o kitapta bir Bora vardı bana göre kitabın isminde de belirtildiği gibi gizli anların yolcusu, kahramanı olan Bora, toplumun hep en gizli kalmış,ötekileştirilmiş, ayıplanmış, kabul görmemiş kesimini anlatan Bora...Kitabı okuyanlarınız bilir; okuyamayanlar için anlatalım...Bora patronuna aşık eşcinsel bir kahramanımızdı ve aslında tüm roman bunun üzerine şekilleniyordu birinci kitapta...Bu kitap birinci kitabın devamı niteliğinde daha doğrusu Bora'nın hayatını anlatan bir kitap...Bora'nın doğumu ile ölümü arasında geçen onca zaman... İlk kitapta Bora ile ilgili gizli kalmış ne varsa bu kitapta...Doğumu, ailesi, Kuran kursuna gidişi ve başına gelenler,kendini keşfedişi ama aynı anda gizleyişi, kaçışları,yeni hayatı, aslında isminin Bora değilde Bedri oluşu, yeniden bir hayat kurma ve tutunma çabası, Aşkı ve hayatından vazgeçişi...
Bora beni oldukça etkileyen ve düşündüren bir kahraman; nedeni ise kabul görmüş tercihleri olan insanlara oranla kat be kat çabalamasıydı... Hayata tutunabilmek adına...Kitap dilinin akıcılığına,kahramanların betimlenmesine, olay örgüsüne diyecek hiçbir sözüm yok. Kısacası Bora' nın Kitabına, hayatına sizleri gözüm kapalı davet edebilirim. Çabucak kitabı edinmeniz ve okumanız dileğiyle...Keyifli okumalar...

ARKA KAPAK

'' Yorgunum! Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken...Daha sonra yüzleşirken...Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda...Kendimle barışırken...Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken...Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken...Yoruldum!''
Devamını okumak için tıklayın..

AHMET ÜMİT AŞK KÖPEKLİKTİR

       
                             
                                       

              
Romanları ile tanıdığım Ahmet Ümit' in öykü kitabını görünce hemen aldım ve bir çırpıda okudum bu kitabı...Aslında ismi de çok ilginç geldi bana sizce de öyle değil mi? Öykü okumayı seviyorum; bir kitap için de fazla ayrıntıya girmeden birden fazla hayatlara, durumlara tanık olmak hoşuma gidiyor.Kitabın, öykülerin konusu isminden de anlaşılacağı gibi AŞK ve AŞKIN HALLERİ... Dokuz başlık var bu kitapta hepsi aşka dair küçük öyküler...Bu yaz akşamlarında aşkla okuyabileceğiniz bir kitap...Keyifli okumalar.Kitapsız ve AŞKSIZ kalmayın...

ARKA KAPAK

Aşkın bütün halleri...Tutkumuzun aklımızı ele geçirmesi.Kötülüğün en güzel biçimi...Rezil olmaktan duyduğumuz haz...Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi...Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir. Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı...İmkansız olanın çekiciliği...Yani gönüllü kölelik...Yani insanoğlunun en masum hali...Yani bildiğimiz delilik...Yani en yalansız aşk öyküleri...
Devamını okumak için tıklayın..

....

Rowling'in gizli kitabı ortaya çıktı

Harry Potter serisinin dünyaca ünlü yazarı J.K. Rowling'in, takma isim kullanarak yeni bir roman yazdığı ortaya çıktı. Rowling'in gizli kitabını İngiliz basını açığa çıkardı.


Romanlarıyla dünyaca ünlü karakterler kurgulayan yazar J.K. Rowling'in bu kez kendisi için bir karakter kurguladı.
Rowling, kendini Robert Galbraith adında evli ve iki çocuk babası, emekli bir gizli dedektif olarak tanıttı ve bu isimle roman yayımladı.
'The Cuckoo's Calling' isimli polisiye türündeki roman, İngiltere'de yılın en iyi ilk romanları arasında gösterildi ve büyük övgü topladı.
GAZETENİN ŞÜPHESİNİ ÇEKTİ
Romanın daha önce hiç kitap yazmamış bir yazar için bu derece iyi olması, İngiliz Sunday Times gazetesinin de şüphesini çekti.
Roman ve yazarla ilgili bir araştırma yapan gazete, ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı.
Kitabın asıl yazarı daha önce adı hiç duyulmamış Robert Galbraith değil, Harry Potter serisiyle dünyaca ün kazanan J.K. Rowling idi.
ROWLING'DEN TEŞEKKÜR
Konuyla ilgili açıklama yapan Rowling, bu sırrı biraz daha saklamak istediğini zira başka bir isimle yazmanın kendisini özgürleştirdiğini söyledi.
Kimliğini bilmeksizin romanı yayımlayan yayımcıya ve okuyucuya da teşekkür eden Rowling, ''Abartılı reklam ya da beklenti olmaksızın yazmak harika, farklı bir isim altında romanla ilgili geri dönüş almak büyük zevk'' dedi.
Şu ana kadar 1,500 kopya satan kitap, olayın ortaya çıkmasıyla birlikte İngiltere'de en çok satanlar listesine girdi.

Rowling'in olaylı kitabın 2'ncisini de yazdığı belirtildi. Kitap İngiltere'de gelecek yıl basılacak.

Devamını okumak için tıklayın..

Orhan Pamuk: Ülkem için endişeliyim

İtalya'nın Floransa kentinde bir söyleşiye katılan Nobel Ödüllü Yazar Orhan Pamuk, Gezi Parkı protestolarıyla ilgili soruları cevapladı. “Ülkem için endişeliyim ve olayları dertlenerek takip ediyorum. Gelecek için barışçıl bir çözüme ulaşmak adına hiçbir sinyal yok” diyen Pamuk, protestocuların öfkesine de çok saygılı olduğunu dile getirdi.







Dünya çapında ünlü Yazar Orhan Pamuk, İtalyan La Repubblica gazetesinin düzenlediği, bir okuyucu festivali olan “Repubblica delle İdee" (Fikirlerin Cumhuriyeti) adlı etkinliğe konuk olarak katıldı.
Bu kapsamda Pamuk, Floransa Belediyesi'ne ait olan Palazzo Vecchio'da (Eski Saray) düzenlenen bir söyleşide, Türkiye'de yaşanan son gelişmeler, kariyeri ve eserleri üzerine La Repubblica gazetesi yazarlarından Marco Ansaldo ve Gazeteci-Yazar Elena Stancanelli'nin sorularını yanıtladı.
“Masumiyetten ve aşktan" başlıklı söyleşide Gezi Parkı eylemleri hakkında düşündükleri sorulan Pamuk, “Türkiye'de önemli şeyler oluyor. Bir çeşit değişim sürecinden geçiyor. Bugün yaşananlar beni endişendiriyor. Ülkemin geleceği için de endişeliyim ve göstericiler ile hükümet arasında barışçıl bir çözüme ulaşmak konusunda hiçbir sinyal olmamasından dolayı da çok üzgünüm" dedi.
'HÜKÜMET YANLIŞ YAPIYOR' Türkiye'de yürütülen siyaset ve ifade özgürlüğünden ötürü duyduğu endişeyi de ifade eden Pamuk, İstanbullu bir yazar olduğunu da anımsatarak, “İstanbul'da yaşayan herkesin o meydanda muhakkak unutulmaz bir anısı vardır. O insanları anlıyor ve kucaklıyorum. Sanırım hükümet böyle hassas bir yerde yeni şeyler yapmayı deneyerek, alışveriş merkezi yapmak amaçlı süratle ağaçları keserek büyük yanlış yapıyor. Bir de çok önemli bir nokta var Taksim siyasi bir geçmişe sahip. Orada muhafazakarlar, milliyetçiler, sosyalistler ve sosyal demokratlar ile askerin geçişini gördüm. Umarım bu konu barışla sonuçlanır” diye konuştu.
'PROTESTOCULARIN ÖFKESİNE SAYGILIYIM' Orhan Pamuk, Gezi Parkı'ndaki olayları yurtdışından çok üzüntüyle ve dertlenerek takip ettiğini anlatarak, “Hükümetin yumuşak davranmasını ve bir sonuca varılmasını istiyorum. Tabii hepimizin derdi Taksim Meydanı'nı kurtarmak. Taksim Meydanı hakkında karar hep birlikte verilmelidir" dedi.
“Protestocuların öfkesine çok saygılıyım" diye sözlerini sürdüren Pamuk, “Bütün dünya da onları anlıyor" diye ekledi.
'BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM' Daha sonra “Yeni bir başlangıç için yazmak" temalı etkinlik, yazarın edebi kimliğine yönelik sorularla devam etti. Pamuk, 7 Haziran'ın doğum günü olduğunu hatırlattıktan sonra, “Bir yazarın aşkında, yaşadığı şehrin aşkı da vardır. Ben artık İstanbul'un bir yazarıyım. Hep böyle değildi ama şimdi böyle. Onun benim kentim olduğunu fark ettim, ama bu aynı zamanda İstanbul'u temsil etmek açısından büyük sorumluluk" dedi.
Pamuk, 60'lı yıllarda, güzellikle meşgul olan Yazar Nabokov ya da Proust gibi olmayı da arzuladığını anlattı.

Kaynak: ntvmsbc
Devamını okumak için tıklayın..

Hayatı artık iki hayattı


2. Dünya Savaşı’ndan Richard Burton’la Elizabeth Taylor’ın aşkına kadar, sayısız anı sayısız insanla buluşturan 'Güzel Harabeler' Türkçede.

 “Pasquale Tursi o an bölük pörçük hissetti kendini. Hayatı artık iki hayattı: Yaşayacağı hayat ve sonsuza dek merak edeceği hayat.”
Sene 1962. Güneşin kavurduğu İtalya sahilinin kayalık sırtlarında, göğsüne dek hayallere dalmış bir otel sahibi Ligurya Denizi’nin göz kamaştıran sularına bakarken bir serap görüyor: Uzun boylu, incecik bir kadın, beyazlar içinde bir hayal, tekneyle ona yaklaşıyor. Çok geçmeden kadının çiçeği burnunda Amerikalı bir aktris olduğunu öğreniyor. Ve bir de yakında öleceğini...
Sonra hikâye dünyanın diğer ucunda ve günümüzde yeniden başlıyor. Yaşlı İtalyan bir adam Amerika'da bir film stüdyosunun kapısında dikilmiş, en son yıllar önce otelinde gördüğü gizemli kadını arıyor. 


Güzel Harabeler, 2. Dünya Savaşı’ndan Richard Burton’la Elizabeth Taylor’ın aşkına kadar, sayısız anı sayısız insanla buluşturan çok özel bir roman. Hiçbir şeyin umduğunuz kadar basit olmadığı aşkları, kiminin karşı durduğu, kiminin boyun eğdiği arzuları, seçilen yolları ve vazgeçilen hayatları anlatıyor.
"Edebi sihir." NPR
"Bu kitap bundan sonra her daim var olacak." Boston Globe
"Delice sevmek üstüne bir abide." New York Times
"Sözü dolandırmak niye? Bu bir başyapıt." Richard Russo
Muhteşem yaratıcılığı ve kesintisiz şaşırtıcılığıyla Güzel Harabeler bir yandan olmadık hayallere tutunurken, bir yandan da yaşamları kayalık kıyılarında gezinen kusurlu ama büyüleyici insanların öyküsü…
Duygu Akın'ın çevirdiği 'Güzel Harabeler' Domingo Yayınevi etiketiyle kitapçılarda.

Devamını okumak için tıklayın..

İntihar aşkı öldürmüyor


Asaf Hanuka’nın çizimleriyle Etgar Keret’in öyküsü, siyah-beyaz-gri bir düzlemde kalp acılarını başka bir boyuta taşıyor.


Yüksek bir binadan aşağıya atlayanlar, kafasına silahı dayayıp tetiğe basanlar, avuç avuç hap yutanlar... Bilek Kesenler, sadece intihar edenlerin gittiği bir ‘öbür-dünya’da olan biteni, bir aşk öyküsünün izini sürerek anlatıyor. Ne var ki tuhaf bir yer burası, intihar eden kişinin geldiği yerden pek de farkı olmayan, iç sıkıntısı ile karamsarlığın kol gezdiği, her günün bir diğerine benzediği bir âlem... Yegane kurtuluş ümidi, bir mucizeye tanık olmak ve aşkı bulmak.
Etgar Keret’in Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü’nde yer alan öyküsü Kneller’in Mutlu Kampı’ndan uyarlanan Bilek Kesenler, intihar edenlerin gittiği bir ‘öbür dünya’da geçen dokunaklı bir aşk öyküsü anlatıyor. Beşir’le Vals filminden hatırlayacağımız Asaf Hanuka’nın çizimleriyle Keret’in öyküsü, siyah-beyaz-gri bir düzlemde kalp acılarını, yaşam kaygılarını ve gündelik hezeyanları, bizlere fazlasıyla tanıdık gelen başka bir boyuta taşıyor. Burada herkes hüzünlü, herkes bıkkın; burada herkesin kalbi kırık... Ve tıpkı yaşarken olduğu gibi, burada da yeşeren umutlar var, her şeye rağmen.
Goran Dukic’in yönetmenliğinde sinemaya da uyarlanan Bilek Kesenler, Keret’in hüzün ve yaşama sevinciyle ördüğü öyküye Asaf Hanuka’nın çizimleriyle yeni bir soluk kazandırıyor.

Bilek Kesenler, siyah, beyaz ve griden ibaret bir dünyada sıkışıp kalanların yürek acılarından ve günlük mücadelelerinden yola çıkıyor. Yaşamayı başaramayan, ölümü taşıyamayanların umut dolu arayış ve pişmanlıkları, bu sevecen ve karanlık öyküde mucizelerle birleşerek onlara rehberlik ediyor. Keret ve Hanuka, Bilek Kesenler’de intihar sonrası ‘yaşanan’ dünyada fazlasıyla tanıdık ve insancıl bir öykü anlatıyor, yaşam kadar çetrefilli ve karanlık, yaşam kadar sürprizli.
Ve her nasılsa, herkes öldürüyor sevdiğini, ama intihar aşkı öldürmüyor.
“Hiç kimse bir şeyin ilk seferinden ölmez, ölmeyi çok istemediği sürece elbette.”


Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

Erdal Öz Ödülü Cemil Kavukçu'nun

Can Yayınları’nın kurucusu Erdal Öz’ün anısını yaşatmak için ailesi tarafından her yıl düzenlenen Erdal Öz Edebiyat Ödülü, Cemil Kavukçu’ya verildi.




2013 Erdal Öz Edebiyat Ödülü Cemil Kavukçu’ya verildi. Semih Gümüş, Enis Batur, Feride Çiçekoğlu, Turgay Fişekçi, Kaya Genç, Handan İnci ve Can Yayınları adına Zeynep Çağlıyor’dan oluşan Seçici Kurul, bu yıl altıncısı düzenlenen ödülün, “öykü türünde gösterdiği ısrarlı çalışma, öykücülüğümüze kazandırdığı yeni tipler ve anlatım yöntemleri, üretkenliği ve öykünün edebiyatın gündeminde kalması için gösterdiği kişisel ve yaratıcı çaba” nedeniyle, Kavukçu’ya layık gördüğünü açıkladı.
Basın toplantısında konuşan Erdal Öz’ün oğlu ve Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, ‘’Siyaset, ekonomi gibi konuların ne kadar değişken olduğunu görüyoruz. Bunların arasında kalıcı olan edebiyat’’ diyerek, edebiyatın öneminin her geçen gün daha çok hissedildiğini söyledi.
Toplantıda konuşan Seçici Kurul Başkanı Semih Gümüş ise ödülün yer aldığı kurulda olmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Erdal Öz ile olan yakınlığı sebebiyle, bu ödülün kendisi için de çok anlamlı olduğunu belirtti. Can Yayınları’nın kurulduğu günden bu güne nitelikli edebiyat yayıncılığı yaparak büyüdüğünü belirten Gümüş, altı yıldır görev yaptığı Erdal Öz Edebiyat Ödülü Seçici Kurulu’ndan bu yıl ayrılacağını ve yerine Asuman Kafaoğlu Büke’nin geçeceğini de sözlerine ekledi.
Cemil Kavukçu’nun ödülü, 30 Nisan Salı günü Pera Palas’ta düzenlenecek törenle teslim edilecek.
2008 yılında verilmeye başlanan ödül, Handan Börüteçene’nin yaptığı bir ödül heykelciği ve 15.000 TL’den oluşuyor. Erdal Öz Edebiyat Ödülü geçtiğimiz yıllarda, Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel ve Murathan Mungan’a verilmişti.
Devamını okumak için tıklayın..

Shakespeare 'acımasız' bir iş adamıymış


Bir grup akademisyenin tezi, İngiliz edebiyatçının, kıtlık döneminde tahıl stoklayan ve vergi kaçıran biri olduğu iddiasında.


Dünyanın en seçkin drama yazarı olarak kabul edilen İngiliz edebiyatçısı Shakespeare, aslında 'acımasız' bir iş adamıymış.
Galler'deki Aberystwyth Üniversitesinden bir grup akademisyenin yaptığı araştırma, ünlü ozanın, kıtlık döneminde tahıl işinden para kazanan 'acımasız' bir iş adamı olduğunu gösterdi.
Akademisyenler, mayıs ayında Galler'de yapılacak Hay Edebiyat Festivali'nde sunulacak tezlerinde, Shakespeare'in, aynı zamanda tahıl tüccarı olduğunu, çevreye borç para verdiğini ve vergi kaçırdığını ileri sürdü.

Shakespeare'in sıklıkla görmezden gelinen iş anlayışı incelenmeden tam anlamıyla anlaşılamayacağını savunan, Aberystwyth'de Ortaçağ ve Rönesans edebiyatı dersleri veren Jayne Archer ve meslektaşları Howard Thomas ile Richard Marggraf Turley, edebiyatçının Stratford-upon-Avon kasabasındaki bu yaşantısının ayrıntılarını ortaya çıkarmak için arşivleri taradı.
Akademisyenler, tezlerinde ''Shakespeare'in, 15 yıl süresince komşularına ve yerel tüccarlara şişirilmiş fiyatlara satabilmek için tahıl, malt ve arpa satın alarak stokladığını, ürünler için kendisine tam ödeme yapamayacak (ya da yapmayacak) kişilerin peşine düştüğünü, kazançlarını borç para verme işinde kullandığını'' yazdı.
Tezde, yetkililerin, vergi kaçakçılığı yüzünden Shakespeare'i takibe aldığı, 1598 yılında kıtlık sırasında tahıl istiflemekten hakkında kovuşturma açıldığı ifade edildi.
Akademisyenler, tezlerinin, edebiyat severlerde şok etkisi yaratabileceğini ancak modern okuyucuların ve bilginlerin, Shakespeare ve onun döneminde yaşayanların karşı karşıya oldukları acı gerçekler hakkında bilgi sahibi olmadıklarını belirtti.
Jayne Archer, Shakespeare'in bu yönlerinin, eleştirmenler ve bilginlerin, yaratıcı dehanın aynı zamanda kendi çıkarıyla hareket ettiği fikrini uygun bulmayacakları için görmezden gelindiğini söyledi.
Archer, Shakespeare'in, 16. yüzyıl sonuyla 17. yüzyıl başında yaşadığını ve eserlerini kaleme aldığını belirterek, alışılmadık soğuk ve aşırı yağışların kıtlığa neden olduğu bu dönemin, 'Küçük Buz Devri' olarak bilindiğine dikkati çekti.
Akademisyen Archer, bu dönemde yaşanan gıda sıkıntısının, kıtlıktan harap olan antik Roma'da geçen 'Koryalanus' dahil olmak üzere Shakespeare'in oyunlarına yeni bir ışık tutabileceğini, 'Kral Lear'da da kıtlığa değinildiğini kaydetti.
Archer, Shakespeare'in 'acımasız' bir iş adamı olması fikrinin, hassas sanatçının romantik görüşleriyle uyum içinde olmayabileceğini ancak edebiyatçının çok sert yargılanmaması gerektiğini ifade ederek, ''Shakespeare'i, açlığın adamı olarak hatırlamak, onu çok daha insan, çok daha anlaşılır ve çok daha karmaşık yapar'' dedi.
Shakespeare uzmanı Jonathan Bate, Sunday Times gazetesine yaptığı açıklamada, Archer ve meslektaşlarının, çok değerli bir araştırma yaptıklarını ifade etti.


Devamını okumak için tıklayın..

Orhan Pamuk'tan transfer bombası

Nobel'li yazar Orhan Pamuk'un İletişim Yayınlar'ndan ayrılarak Yapı Kredi Yayınları'na geçeceği iddia edildi.


Yazar Orhan Pamuk'un 1994 yılından beri kitaplarını yayımlayan İletişim Yayınları’ndan ayrılarak Yapı Kredi Yayınları'na geçeceği ileri sürüldü.
Yapı Kredi Yayınları Yayın Yönetmeni Raşit Çavaş ile Orhan Pamuk, 30 Ocak'ta Balat’taki ünlü Cibalikapı Balıkçısı’nda yemek yerken görülmüşlerdi.
Dedikoduların çıkışını bu yemeğe bağlayanlar olsa da Pamuk’un İletişim Yayınları ile arasında sorunlar olduğu belirtiliyor.
Transfer dedikodularına yol açan başka bir neden ise, Pamuk’un son romanı ‘Kafamda Bir Tuhaflık’ı bitirmeye yakın olması.
Orhan Pamuk aslında Yapı Kredi Yayınları’na pek de yabancı değil. Anılarını kaleme aldığı ‘İstanbul-Hatıralar ve Şehir’ kitabı tam on yıl önce, yani 2003’te özel bir anlaşmayla Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmıştı.
Devamını okumak için tıklayın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...