ÇEVRİLEMEZ DENİLEN KİTAP TÜRKÇEDE




Başka bir dile çevrilemez denilen 'Vergilius’un Ölümü', Ahmet Cemal çevirisiyle ilk kez Türkçede.


20. yüzyılın en büyük yazarlarından Avusturyalı yazar-filozof Hermann Broch’un başyapıtı olan ve “neredeyse çevrilemezliği” ile ünlenen Vergilius’un Ölümü Türkçede.
Broch’un 1935 yılında yazmaya başladığı Vergilius’un Ölümü, batı edebiyatında ve roman düzleminde sanata yöneltilmiş en temel ve aynı zamanda en acımasız sorgulamalardan biridir. 1945 yılında yayınlanışından kısa bir süre sonra edebiyat dünyasında büyük bir ilgi uyandıran ve 20. yüzyıl edebiyatının şaheserlerinden biri olarak nitelendirilen Vergilius’un Ölümü, Ahmet Cemal tarafından çevrildi. Yaklaşık 40 yıllık bir çalışma sonucu Türkçeye çevrilen eser, orijinal metninde 18 satırlık tek bir cümle ile açılıyor. Ahmet Cemal’in, çevirisini tamamlayabildiği takdirde kendini çevirmen sayacağını ifade ettiği eser, roman türünün başyapıtlarından biridir.
“Broch’un Vergilius’u, bugüne kadar romanın esnek ortamı bağlamında gerçekleştirilmiş en sıra dışı ve en temel deneylerden biri.” Thomas Mann “Vergilius’un Ölümü günümüze kadar Almanca olsun, ya da diğer dillerde yazılmış olsun, en önemli eserlerden biridir.” Stefan Zweig
''Broch, Joyce’tan bu yana Avrupa edebiyatının en büyük romancısıdır ve Vergilius'un Ölümü, Ulysses’ten günümüze kurgunun teknik olarak ne denli ilerlediğinin tek gerçek kanıtıdır…'' George Steiner
“Vergilius’un Ölümü’nde Broch, tıpkı Proust, Joyce ve Musil gibi, şiirden bilgilendirme amacıyla yararlanmak ve felsefeyi sanat boyutuna yükseltmek tutkusundadır. Bilgiye ulaşmak için çaba harcayan sanatçı; eylemci; öğretici; artık hiçbir görev yüklenemeyen bir çağın başlıca temsilcisi; Vergilius’un arkasında Hermann Broch vardır.” Walter Jens
Hermann Broch, 1886 yılında Viyana’da doğdu. Babasının isteği üzerine aldığı mesleki eğitimini, 1907’de tekstil mühendisi olarak tamamladı. İlk edebi yayının tarihi 1913’tür.1927’de yöneticilik yaptığı babasının fabrikasını satıp matematik, felsefe ve psikoloji öğrenimi görmeye karar verdi. İlk romanı DieSchlafwandler yayımlandığında 45 yaşındaydı. 1938’de Avusturya‘da Gestapo tarafından tutuklandı. James Joyce ve arkadaşlarının girişimi sayesinde ABD’ye iltica etti. Aynı yıl yazmaya başladığı Vergillius’un Ölümü 1945’te, bir başka önemli yapıtı DieSchuldlosen 1950’de yayımlandı. 30 Mayıs 1951’de New Haven’de hayatını kaybetti.

Devamını okumak için tıklayın..
YENİ ÇIKANLARI GÖRME ENGELLİLERDE OKUYABİLECEK


Görme engelliler Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan her yeni kitabı, artık herkesle aynı zamanda okuyabilecek.


 Yapı Kredi Yayınları'nın yeni çıkan tüm kitapları raflardaki yerini alır almaz, telefon ve internet yoluyla görme engellilerin hizmetine sunulacak.
Yapı Kredi Yayınları, bir e–kütüphane olan Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı (GETEM), ses ve iletişim teknolojileri uygulamaları alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketi SESTEK işbirliğiyle, görme engelliler bundan sonra Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan her yeni kitaba, herkesle aynı zamanda ister telefon, ister internet yoluyla ulaşabilecek.
Yapı Kredi Yayınları'nın, Koç Holding ''Ülkem İçin Engel Tanımıyorum'' veYapı Kredi ''Engelsiz Bankacılık'' projelerini destekleyen bu çalışması kapsamında görme engelliler, Yapı Kredi Yayınları'nın en yeni kitaplarına ücretsiz olarak iki şekilde ulaşacak.
Metinden sese otomatik dönüştürme teknolojilerinden yararlanıldığı yöntemlerden ilkinde, kitaplar internete bağlı bir bilgisayar ile GETEM'in 7 gün 24 saat ulaşılabilen getem.boun.edu.tr sitesinden dijital ses ile MP3 şeklinde indirilerek dinlenebilecek. İkinci yöntem ise özellikle bilgisayar ya da internet erişimi kısıtlı olan görme engelli kişiler düşünülerek hazırlandı.
7/24 HİZMET
SESTEK'in hazırladığı altyapı ile sunulan bu hizmet ile GETEM'e üye olan görme engelliler ''0 212 276 31 11'' numaralı telefondan yeni çıkan kitaplara 7 gün 24 saat ulaşabilecek.
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen, yeni çıkan kitapların, herkesle aynı anda görme engellilere ulaşabileceği düşüncesi ortaya çıktıktan bu yana heyecanla çalıştıklarını belirtti.
Güngen, Yapı Kredi Yayınları'nın edebiyat, sanat, tarih, felsefe gibi alanlarda yayımladığı yeni kitapları, görme engellilere tüm okurlarla aynı zamanda ulaştırdıkları için mutlu olduklarını vurguladı.
GETEM Direktörü Engin Yılmaz da, Yapı Kredi Yayınları'nın yeni çıkan tüm kitaplarını bilgisayar ortamına aktarıp, raflarda satışa sunulduğu anda sesli olarak görme engellilere ulaştıracak projeye ilişkin şunları kaydetti:
''Boğaziçi Üniversitesi'nde GETEM olarak binin üzerindeki gönüllü okuyucuyla kitap seslendirme çalışmalarına devam etmemize rağmen, her çıkan kitabın hemen görme engelli okuyucusuna ulaşamadığı gerçeğinden yola çıkarak, kitabın matbaa ile aynı zamanda GETEM'e gelmesi için Yapı Kredi Yayınları ile çalışmaya karar verdik. Bir kitabın seslendirilmesinin en az 3 aylık bir zaman aldığını hesaba katarsak, projenin görme engelliler için çok önemli bir fayda sağlayacağını düşünüyoruz.''

Devamını okumak için tıklayın..
'' SODOM'' UN 120 GÜNÜ'NE YASAK KALKTI


Güney Kore, Marquis de Sade'in "Sodom'un 120 Günü" kitabına koyduğu yasağı kaldırdı.


18. yüzyıl Fransız aristokratı Marquis de Sade'ın "Sodom'un 120 Günü" romanına Güney Kore'de uygulanan yasak kaldırıldı.
Güney Kore'deki yayıncılık etiği komisyonunun, yayınevinin protestolarının ardından kitabı yeniden değerlendirdiği ve "insan ihtirasının derinlemesine incelenmesine katkıda bulunacağına" kanaat getirilen romanın dağıtım yasağını kaldırdığı bildirildi.
Yazarın 1785'te kaleme aldığı, ancak 1900'lerin başına dek kadar yayımlanmayan ''Sodom'un 120 Günü'', Kore diline tercüme edilerek Ağustos ayında raflardaki yerini almıştı. Roman, etik komisyonunun kararıyla "şiddetli bir coşkuyu tetiklediği" gerekçesiyle 6 Eylül'de toplatılmıştı.
Halk, "şiddet kaynaklı heyecanı tetiklediğini" savunarak kitabı protesto etmişti. Kitabın yayıncısının ifade özgürlüğünün sınırlandırıldığı yönündeki şikâyetleri üzerine, akademisyenler ve romancılardan oluşan bir grup, gerçekleştirdikleri toplantı sonunda eserin edebi değerini kabul etti ve böylece uygulanan sansür hafifletildi. Kitabın ilk baskısı 1785'te Paris'te yayınlanmıştı.
Devamını okumak için tıklayın..
NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ MO YAN' IN


2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Çinli yazar Mo Yan kazandı. Kariyeri boyunca sansüre maruz kalan Mo Yan, gelmiş geçmiş en ünlü Çinli yazar olarak biliniyor.



2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Çinli yazar Mo Yan kazandı.
Nobel komitesi eserlerindeki "evham verici gerçeklik" nedeniyle Mo Yan'ın ödüle layık görüldüğünü belirtti.
Amerikalı yazar William Faulkner'den esinlendiğini kabul eden, roman ve kısa hikaye yazarı Mo Yan, 1,2 milyon dolar para ödülünün de sahibi oldu.
1955'te dünyaya gelen yazar, gelmiş geçmiş en ünlü Çinli yazar olarak anılıyor. Kariyeri boyunca sansüre maruz kalan Mo Yan'ın eserleri birçok kez korsan yollarla okurlara ulaştı.
1987 yapımı 'Red Sorghum' adlı filme ilham veren iki romanıyla Avrupa ve ABD'de ünlenen Mo Yan, Franz Kafka ve Joseph Heller'e Çin'in verdiği cevap olarak niteleniyor.
'Engel ve sansür edebi yaratım sürecini kamçılar'Sabit Fikir'in haberine göre; Mo Yan, Granta dergisinden John Freeman ile yaptığı röportajda romanlarında yer verdiği güçlü kadınlardan, deyim kullanımları ve sözcük oyunlarından, sansürün bir yazar için ne anlama geldiğinden bahsetmişti Yan. Zaman içinde yazdıklarının temalarının değiştiğine de dikkat çeken yazar, Red Sorghum romanını yazdığında 30 yaşına bile gelmemiş olduğunu, bu nedenle geçmişine baktığında daha duygusal davrandığını, oysa 40'lı yaşlarında yazdığı Life and Death Are Wearing Me Off romanında önceden hissettiği duygusallığın, yerini daha mantıklı bir düşünce yapısına bıraktığını söylemişti.
Anavatanı Çin'in geliştiğini ve ilerlediğini, ancak bu esnada ahlaki değerlerdeki çöküşü ve doğaya verilen zararın da arttığını söylediği röportajda, son 30 yıldır ülkesinin geçirdiği değişimleri kitaplarında yazdığını ve edebiyatın önündeki engellerin ve sansürün edebi yaratım sürecini kamçıladığını da belirtmişti.
Çinliler Mo Yan hakkında ne düşünüyor? Offbeatchina.com sitesinin görüşüne göre, Nobel Edebiyat Ödülü Çinliler için adeta bir takıntı haline gelmiş durumdaydı. Nobel'i ülkelerinden birinin mutlaka almasını istiyorlardı; ancak buna rağmen, Mo Yan'ın Nobel alma olasılığına karşı, negatif görüş bildiriyorlardı.
Mo Yan'ın Çin'de, hiç yoksa çok tartışmalı bir figür olduğu çok açık. Kendisi, ülkesinde yasaklı bir yazar. Ancak, öte yandan, baskıcı tutumuyla bilinen Çin aleyhinde tek bir kelime etmişliğini bile bulmak mümkün değil.
SabitFikir olarak, halk onu sevmiyor desek, abartmış olmayız herhalde. Nobel'i alma olasılığı kulaktan kulağa konuşulmaya başlandığında, internet üzerinden yapılan oylamalarda Çinlilerin çok büyük kısmı kendisine karşı oy kullandı. Hatta Nobel'i kazandıktan hemen dakikalar sonra Çin'den yayın yapan İngilizce kaynaklar, kendisinin Nobel'i almak için yeterli olup olmadığını tartışmaya ve elbette sonunda negatif görüş bildirmeye başladılar.
Oysa, söylediğimiz gibi, Mo Yan, Çin'e karşı hiçbir zaman hiçbir kötü söz etmedi. Weibo.com'un aktardığına göre, bir seferinde "Çin'de romancılar üzerinde hiçbir sansür ve baskı bulunmadığını" dahi açıklamıştı.
Frankfurt Kitap Fuarı'nda Çin'in konuk ülke olduğu sene, Mo Yan'ın muhalif yazarlar Dai Qing ve Bei Ling'in yanına oturmayı reddetmişliği de vardı. Kendisine, Çinli entellektüel ve insan hakları savunucusu Liu Xiaobo'nun 11 yıllık cezası sorulduğunda ise, bu konuyla ilgili çok şey bilmediğini ve söyleyecek hiçbir şeyi olmadığını belirtmişti.
Mo Yan, ayrıca Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao'nun 1942 yılında yaptığı ve Çin'de kültür ve sanatın nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini bildirdiği ünlü Yan'an konuşmalarını elyazısı ile kağıda aktarmış ve bu tavrı "Bir 'diktatör'ün konuşmasını bu şekilde kopyalaması özgürlükçü biri olmadığını gösterir" yaklaşımıyla eleştirilmişti.
Geçen yılki Nobel Edebiyat Ödülü'nü İsveçli şair Tomas Transtromer kazanmıştı.
Favori Murakami'ydi
Dünyanın en büyük bahis şirketi Ladbrokes'un verdiği oranlara göre kazanması en muhtemel isim Haruki Murakami olarak görülüyordu. Ladbrokes'un bu yılki tahminleri arasında ayrıca Suriyeli şair Adonis, Hollandalı yazar Cees Nooteboom, Britanyalı yazar Ian McEwan ile söz yazarı Bob Dylan bulunuyordu.
Devamını okumak için tıklayın..
İSTANBUL KİTAP FUARI AÇILIYOR

İstanbul Kitap Fuarı 17 Kasım Cumartesi günü 31. kez kapılarını açmaya hazırlanıyor.


 Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 17-25 Kasım tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 31. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 600 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımı, 200 etkinlik ve yüzlerce imza ile kapılarını kitapseverlere açmaya hazırlanıyor. İstanbul Kitap Fuarı’na yurt dışından 40 ülkeden yayınevleri, telif ajansları ve konuk yazarlar katılacak.

Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu Onur yazarının Gülten Dayıoğlu olduğu ve ana temanın “Çocukluğum Yurdumdur-Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” olarak belirlendiği kitap fuarı birbirinden renkli çocuk etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Fuar süresince Gülten Dayıoğlu’nun katılımıyla çocuk edebiyatı üzerine panel ve söyleşiler düzenlenecek.


Konuk Ülke: Hollanda
Bu sene fuarın ilk dört günü, 17-20 Kasım 2012, açık kalacak Uluslararası Salon kapsamında Hollanda Onur Konuğu olarak yer alacak. Hollanda’dan yayınevlerinin katılımıyla düzenlenecek konuk ülke etkinlikleri kapsamında modern Hollanda edebiyatının önemli isimleri fuarın konuğu olacak. Bunlar arasında Kader Abdollah 17 Kasım Cumartesi, Henk Boom 18 Kasım Pazar günü Ahmet Ümit ile birlikte bir söyleşiye katılacak. Modern Türkiye’nin kuruluşu üzerinde yaptığı araştırmalarıyla tanınan akademisyen-tarihçi Erik Jan Zürcher 18 Kasım Pazar günü Mete Tunçay, Mehmet Ö. Alkan ve Ahmet Demirel’in katılacakları panelde konuşmacı olarak yer alacak.
Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollandalı illüstratör Marit Törnqvist dört gün süresince çocuklara yönelik illüstrasyon atölyeleri gerçekleştirecek. İlköğretim yaş grubuna yönelik düzenlenecek olan atölyelere katılım ücretsizdir.
Uluslararası Salon ve Telif Ajansları Özel Bölümü
Yurt dışından çok sayıda yayınevi fuarın ilk dört günü 17-25 Kasım 2012 tarihleri arasında 10 nolu salonda yer alacak. Bu sene 40 ülkeden yayıncıların katılacağı uluslararası salonda: Almanya, Azerbaycan, Hollanda, Hindistan, İngiltere, İran, İtalya, İspanya, Romanya, Rusya, Suudi Arabistan ve Macaristan’dan yayınevleri bulunuyor. Ayrıca bağımsız edebiyat topluluğu LAF (Literature Across Frontiers) bünyesinde ise 24 ülkeden bağımsız yayıncı, edebiyat topluluğu ve kültür merkezi yer alıyor.
Telif Ajansları özel bölümünde ise Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, İngiltere, İran, İrlanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, İsrail ve Lübnan’nın önde gelen telif ajanları katılacak. Ajanslar dört gün süresince yayıncılarla bir araya gelerek profesyonel buluşmalar gerçekleştirecek.
Fuarın Konuk Yazarları
İstanbul Kitap Fuarı bu yıl özellikle çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen isimlerini ağırlayacak. Fuarın çocuk ve gençlik edebiyatı alanında konukları arasında Erika Bartos, çocukların sevdiği yazarlardan Korky Paul, gençlik ve gotik edebiyatın önemli ismi Jasper Kent, farklı kuşakların sevdiği kahraman Red Kit sergisinin küratörü Didier Pasomonik, Hollanda’lı yazar Joke Van Leewuen fuarın konukları arasında.
Fuarın diğer konukları ise modern İspanyolca edebiyatın önemli isimlerinden Javier Sierra, Macaristan’ın önemli yazarlarından Tibor F. Toht fuarın yazar konuklarından. 32. Uluslar arası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl Uluslararası PEN Başkanı John Ralston Saul ve Hapisteki yazarlar Komitesi Direktörü Sara Whyatt’ı “İfade Özgürlüğü” ile ilgili panele katılmak üzere konuk edecek.
Kitap Fuarı’nın Sergileri
Kitap fuarı bu yıl da önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. TÜYAP tarafından düzenlenen Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu’nun yaşamından kesitlerin olduğu “Bir Yaşamış, Bir Yazmış Gülten Dayıoğlu” sergisi üç kuşağın okurlarını Gülten Dayıoğlu’nun 50 yıllık yazın hayatına tanıklık etmeye çağırıyor.
Fuarın öne çıkan bir diğer sergisi ise bu yıl Çocuk ve Gençlik Edebiyatı olarak belirlenen tema çerçevesinde Türkiye Yayıncılar Birliği ile gerçekleştirilen Türkiye’nin değerli illüstratörlerinin resimlediği “Kitap Resimleri” İllüstrasyon Sergisi. İllüstratörlerin renkli dünyası TÜYAP’ta ilk kez okurlarla buluşmaya hazırlanıyor.
Tema çerçevesinde okurlarla buluşmaya hazırlanan bir diğer sergi ise çocuk ve gençlik kitapları kapaklarından oluşan “Kapaklar Ormanı” sergisi. Sergi TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Sadık Karamustafa danışmanlığında hazırlandı.
TÜYAP, birkaç ay önce Yapı Kredi Yayınları tarafından düzenlenen Red Kit Sergisi’ni kitap fuarına taşıyor. Birkaç kuşağın çizgi romanlarını okuyarak, çizgi filmlerini izleyerek büyüdüğü Yalnız Kovboy fuar süresince kitapseverlerle buluşacak.
Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollanda’nın önde gelen 24 illüstratörünün çalışmalarından oluşan “Fil Gelmiş-Hollanda İllüstrasyon Sergisi” fuar süresince okurlarla buluşacak.
Devamını okumak için tıklayın..

BU KEN PARKER İLK KEZ TÜRKÇEDE 


Ken Parker serisinin 46. kitabı Adah, daha önce hiç Türkçe yayınlanmamış maceralardan biri olmasının yanısıra, Ken Parker dışındaki bir karakterin ön plana çıkmasıyla da dikkat çekiyor.

 
Amerikan İç Savaşı dahil olmak üzere yeni kıtadaki kölecilik tarihinin önemli olaylarına ve Güney eyaletlerinin kültürüne ince ayrıntılarla ve göndermelerle değinilen Adah, köle olarak doğmuş Adah’ın 1908’de New York’ta kaleme aldığı hatıratı üzerinden yürüyor.
Giancarlo Berardi’nin senaryosunu çizgiye döken Ivo Milazzo, bu kitapta iki farklı üslubu dönüşümlü olarak kullanıyor: Adah’ın anlattıkları karşımıza lavi tekniği sayesinde zengin gri tonlarıyla çıkarken, diyalog da içeren kadrajlar net siyah-beyaz anlayışıyla görselleşmiş.
Adah’ı okurken, insanlık onuru adına sorgulanan çok sayıda kavramla karşılaşacaksınız: Yalnızca köleciliğe karşı emeğin ve hürriyetin yanında verilen mücadeleler değil; fuhuş sektörünün gerçekleri, toplumsal ikiyüzlülüğün ironisi, ırklar arası eşitlik hedefinin aslında hangi sebeplerle ta 20. yüzyıl sonlarına kadar ertelendiği gibi konular da bu Ken Parker kitabının sayfalarında yer buluyor.
Devamını okumak için tıklayın..

um:ag AKADEMİ SEMİNERLERİ BAŞLIYOR


Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ve Kadir Has Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen Gazetecilik, Sinema, Yazma ve Düşünce Okulları 8 Ekim'de başlıyor.

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın 15 yıldır Ankara’da düzenlediği ve büyük ilgi gören seminerleri Prof. Dr. Asker Kartarı’nın koordinatörlüğünde İstanbul’da Kadir Has Üniversitesi’nde hayata geçiyor.
İşbirliği kapsamında, yazmak ve tartışmak isteyen herkese verimli bir platform oluşturulması ve ayrıca gazetecilik mesleğine ve medya sektörüne de katkı yapılması hedefleniyor.
Yaratıcılığını geliştirmek, ortak ilgi alanlarına sahip kişilerle tanışmak ve farklı bir dünyanın kapılarını aralamak isteyenler için um:ag Akademi İstanbul Seminerleri kapsamında açılacak okullar şöyle:
GAZETECİLİK OKULUDeneyimli gazeteci ve akademisyenler tarafından verilecek olan seminerde “Haber Araştırma ve Haber Yazma”, “Araştırma Yöntemleri”, “Röportaj ve Yazı Dizisi Teknikleri”, “Uğur Mumcu’nun Gazeteciliği”, “Internet Gazeteciliği” gibi temel konular ele alınacak.
Bunun yanı sıra yine araştırma, haber yazma ve röportaj konulu atölyeler düzenlenecek. Bu çalışma ile teorik bilgilerin uygulamaya konması ve kişilerin kendini gazetecilik alanında aktif olarak geliştirmesi planlanıyor. Gazetecilik Okulu, bu mesleği öğrenmek isteyen ve merak eden her yaştan kişiye açık.
YAZMA OKULUSeminer kapsamında, Yaratma Cesareti, Kurgu, Anlatım Geliştirme, Metin Uygulamaları, Türler (Roman / Öykü), Felsefi Açıdan Yaratıcı Yazarlık, Öykü Denemeleri ve Uygulamaları gibi konu başlıkları altında tecrübeli ve yetenekli yazar kadrosu ile eğitim verilecek.
Başlıca amaç, katılımcıların yaratma cesareti edinmelerini sağlamak, yaratma sürecini irdelemek, yazma serüvenini, hem içerik, biçim, dil bakımından hem de felsefi ve psikolojik boyutlarıyla incelemek. Uygulama çalışmaları ile yazılı anlatımı geliştirmek hedeflenirken, edebiyatseverlere edebi metinler üzerinde tartışma olanağı sunulacak. Katılımcılar, düşüncelerini doğru ve etkileyici bir dille yazıya dökmenin yollarını öğrenirken uygulamalı çalışmalarla kendilerini geliştirebilecek.
SİNEMA OKULU“Teori” ve “Uygulama” olmak üzere iki bölüm halinde gerçekleştirilecek. Akademisyenler tarafından düzenlenecek olan “Teori” bölümünde, dönemler, sinema akımları, film çözümlemeleri gibi konular üzerinde durulacak. “Uygulama” bölümü ise “Yönetmen Atölyesi”, “Senaryo”, “Teknik” (kamera kullanımı, video-art vb.) gibi konu başlıkları altında işlenecek.
DÜŞÜNCE OKULU“Felsefe” ve “Siyasal Düşünceler Tarihi” seminerleri “Düşünce Okulu”nun alt yapısını oluşturuyor.
Felsefe Semineri; Temel Felsefe Kavramlarının Tarihsel Gelişimi, Felsefi Akımlar, Modernite Tartışmaları gibi başlıklar altında felsefi görüşler hakkında bilgi aktarmayı amaçlıyor.
Felsefenin Temel Kavramları ile başlayacak olan seminer, “Bir insan etkinliği olarak felsefe”, “felsefe – kültür, felsefe – bilim, felsefe – sanat, felsefe – din ilişkileri”, “Anlama, var olma, var oluş” başlıkları altında devam edecek. Felsefenin belli başlı konularını oluşturan Metafizik (Ontoloji), Epistemoloji, Etik, Estetik, Mantık, Sanat, Bilim, Din, Siyaset Felsefeleri ele alınacak. Felsefeyle görmek, felsefeyle yaşamak, felsefeyle dönüşmek ve dönüştürmek seminerin ana temasını oluşturuyor.
Gazetecilik Okulu'na bağlı İnternet Gazeteciliği, Düşünce Okulu'na bağlı Felsefe ve Siyasal Düşünceler Tarihi Semineri, Sinema Okulu'na bağlı Kısa Film Atölyesi ile Yazma Okulu'na bağlı Şiir ve Roman Seminerleri de açılacak.
Okullar 8 Ekim'den itibaren açılıyor.
Devamını okumak için tıklayın..
NOT DEFTERİNİ BULANA 3 BİN EURO ÖDÜL


Ünlü Alman yazar Martin Walser, trende not defterini kaybetti. Yazarın yayıncısı defteri bulana 3 bin Euro ödül verecek.


Savaş sonrası Alman edebiyatının önemli isimlerinden Martin Walser, kırmızı kaplı not defterini, Almanya’nın Innsbruck kentinden Friedrichshafen’a giderken trende unuttu. Alman demiryolları bütün çabalarına rağmen, sanatçının yazmayı planladığı roman ve denemelerine esas teşkil edecek notlarının bulunduğu defteri bulamadı. Bunun üzerine Walser’in kitaplarını basan Rowohlt Yayınevi defteri bulana 3.000 Euro ödül vereceğini açıkladı.
Son bir yıl içerisinde Şikago, Paris, Londra, Kopenhag, Helsinki, Brüksel, Luksemburg gibi kentleri ziyaret eden 85 yaşındaki yazar, bu şehirlere dair hislerini ve deneyimlerini kaybolan defterine kaydetmişti.
Martin Walser yazmayı düşündüğü yeni romanının 200 sayfalık bölümünün de aynı defterde bulunduğunu belirtti. “Defterimi bulan bu notlarla ne yapabilir bilemiyorum” diyen yazar, defterine neden adını adresini yazmadığı sorusuna da “Defterimi kaybetmeyi planlamamıştım ki. Yazarlar yazmadan seyahat edemezler. Ben de öyle yaptım. Ve sonra notlarını aldığım hayatımı trende bıraktım!” şeklinde yanıt verdi. Yazar notları olmadan yazmaya çalıştığını ama beceremediğini, çünkü kaybettiklerinin bıraktığı boşluğun giderek büyüdüğünü de sözlerine ekledi. “Almanya belki pop starını ararken bir yazarın not defterini bulur” diyerek espri yapan Martin Walser, bunun kendisi için bir “kurtuluş” olacağını söyledi.
Walser, bugüne kadar 22 romanın yanı sıra, birçok öykü, tiyatro ve radyo oyunu ile deneme yazdı. Eserlerinin çoğu Almanya’nın toplumsal tarihinin kroniği olma özelliği taşıyan yazar, romanlarının başkişilerini de genellikle küçük burjuva ya da orta sınıftan kendi benliğini bulma çabasına yenik düşmüş bireyler, başarısız, anti-kahramanlardan seçer. Yazarın Türkçeye çevrilen eserleri arasında Yamalı Evlilikler, Fink’in Savaşı, Birbirimiz Olmadan, Bir Pınar Gibi, Av, Güzelin Bedeli ve Anlatacaklarım Daha Bitmedi sayılabilir.
Devamını okumak için tıklayın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...