BİR YUMAK MUTLULUK...



'' Bir Yumak Mutluluk'' uzun zamandır elimde olan bir kitaptı; ve sonunda bitti. İki kere belli bir yere kadar geldikten sonra kitaba devam edemeden bıraktığım ve tekrar baştan okumaya karar verdiğim başta çok sıkıcı gelen sonradan sonradan elimden bırakamadığım güzel bir roman.
  Kitapta örgü örmeye ipliklere aşık ve hobisini işe dönüştürmüş bir kadının ve onunla birlikte yaşamları kesişen üç kadının hikayesi anlatılmış. Kitabın yorucu olmayan, akıcı rahatlıkla okunabilecek bir dili var; ama olaylar oldukça sıradan yaşamın içinden bu biraz kitaba en azından benim açımdan sıradanlık katmış. Sanıyorum bu nedendendir ki kitabı okurken arada beş altı kitap daha bitirdim.
  Benzetme yapmam gerekirse kitap bana bir dizi senaryosu tadında geldi. Dört tane kadının ve tabi yan karakterlerin yaşamlarındaki iniş çıkışları, yaşama tutunuşlarını, tıpkı her insanın hayatındaki gibi çok fazla yormadan, acıtmadan, enteresan hale getirmeden ''senin benim gibi'' tadında anlatmış; kitapları dünyada 140 milyondan fazla satan ve bir çok dile çevrilen Debbie Macomber.
  Yazarın ilk kitabı ''Küçük Mucizeler Dükkanı'' arkasından devam niteliğinde olan  ''Bir Yumak Mutluluk'' yazılmış ve son olarak da ''Küçük Mucizeler Dükkanına Dönüş'' raflarda ki  yerini yeni yeni almış. Debbie Macomber kitabın sonunda okuyucuya  son söz olarak iki büyük tutkusu olan yazmayı ve örgü örmeyi birleştirip bu kitapları yazmaya karar verdiğini; kendisininde bir örgü sevdalısı olduğunu aktarmış.Kitapta konu itibariyle örgü örmenin insanı rahatlattığından ve bu aktivitenin insanlar üzerinde birleştirici, paylaşıma yöneltici etkin bir güç olduğu anlatılmış. Üzerine çok fazla yorum yapabileceğim bir kitap değil, yukarıda da bahsettiğim gibi okuyucuyu rahatlatan hayattan, sıcak, samimi karakterlerle ve olaylarla bezeli bir roman...
  Özetlemek gerekirse emek verilmiş ve yazılmış her kitap çok güzel ve özeldir demek istiyorum.Kitapsız asla kalmayın!


Devamını okumak için tıklayın..
KÜLTÜR SANAT MAFYA' NIN ELİNE GEÇİYOR!


Web sitesi olarak yayın hayatına başlayan Kültür Mafyası, artık aylık basılı dergi olarak da okuyucusuyla buluşacak.



 1 Mart 2010 tarihinde web sitesi olarak yayın hayatına başlayan ve yayıncılık ve kültür üretim alanlarındaki tekelleşmeye dikkat çekmek için Kültür Mafyası ismini tercih eden ekip; bağımsız ve özgün içerik üretimini samimi bir dille gerçekleştirdiği için 2 yıl içerisinde önemli bir takipçi sayısına ulaştı.
Kültür Mafyası, internet yayıncılığında kazandığı tecrübelerini, hayalleri ile birleştirerek, Ekim 2012 ayından itibaren basılı bir dergi çıkartma kararı aldı. Okuma sürecinde kağıt ile temasa ve kağıdın kokusunu hissetmeye önem veren Mafya ekibi, kendisi gibi düşünen okurların varlığına inandığı için bu hayalinin peşinden gidiyor…
Kültür Mafyası, öğrencisinden öğretim görevlisine, gazetecisinden televizyoncusuna birçok farklı meslek grubundan yazarın oluşturduğu, bu yazarların tecrübe ve birikimlerini paylaştığı kolektif bir çabanın ürünü. Bu kolektif çaba, dergi sürecinde ekibe katılan Levent Üzümcü, Jehan Barbur ve Zaytung ile daha değerli bir hal aldı…
Sorgu odası, yeraltı röportajları, gizli celse, sayfalar ve haneler gibi kendine has bölümlerinin yanı sıra, Kültür Mafyası dergisinde sinemadan tiyatroya, edebiyattan müziğe, kültür-sanatın tüm alanlarındaki gelişmeleri takip edebilir, bu alanlara dair röportaj, eleştiri ve makalelerimizi okuyabilirsiniz…
Zizek Sorgu Odası’nda… Kültür Mafyası dergisi ilk sayısında dünyaca ünlü Slavoj Zizek’i sorgu odasına alıyor. Bedia Ceylan Güzelce’nin gerçekleştirdiği röportaj zihin açıcı olduğu kadar, tartışma yaratıcı… İlk sayımızda yer alacak bu röportaj uzun süre kültür sanat gündemini işgal edecek…
Herkes okusun diye 5 TL!
Aylık olarak Türkiye çapında yayın yapacak olan Kültür Mafyası, herkesin okuyabilmesi için mimimum bir fiyatla, 5 TL’ye satılacak. 64 sayfalık dolu ve zengin içeriğiyle kültür-sanat yayıncılığında hem duruş, hem içerik, hem de fiyat olarak fark yaratacak olan Kültür Mafyası’nı 1 Ekim’den itibaren her ay gazete bayilerinden ve kitapevlerinden temin edebilirsiniz!..
Devamını okumak için tıklayın..





    Sayın Blogger,  http://kitaplarkonusuyoor.blogspot.com/ olarak daha çok kitap yorumunu blogumuz da yayınlamayı hedefliyoruz. 

    Bunun için siz değerli kitap bloggerlerını unutamadığınız, etkilenerek okuduğunuz ve yorumladığınız kitaplardan birini görselleri ile birlikte word dosyasında bize göndermenizi rica ediyoruz.

    Gönderilen bu yorumlar içinden en çok okunan yorumun sahibine http://kitaplarkonusuyoor.blogspot.com/ olarak seçtiğimiz bir kitabı armağan ediyoruz.

                   KATILIMLARINIZI BEKLİYORUZ.
                      KİTAPLAR KONUŞUYOR.
 NOT: Gönderilerinizi word dosyasında görsel içerikli olarak gönderiniz.
   Gönderilerinizi 30.09.2012 saat 24:00' a kadar gönderebilirsiniz.
 Gönderilerinizin yayınlanma süresi 01.10.2012 saat 01:00 ile 07.10.2012 saat 24:00' a kadar olacaktır.

                                                                                                                                  

Devamını okumak için tıklayın..

BU KİTAP OKUYUCUNUN GÖZÜ ÖNÜNDE YAZILIYOR


İngiliz yazar Silvia Hartmann yeni romanını 'Google Docs' üzerinden okurların gözü önünde yazıyor.


    Bir romanın nasıl yazıldığını merak edenler, Silvia Hartmann'ın "The Dragon Lords" adlı yeni romanının yazım sürecine internet üzerinden tanıklık edebiliyor.
Arama motoru Google'ın "Google Docs" hizmeti sayesinde, yazarın her yeni cümlesinin internet kullanıcılarının monitörlerine eş zamanlı olarak yansıdığı belirtiliyor.
Tanıtımlara göre, Hartmann'ın "Naked Writer" projesi, okurlara, hikaye ilerlerken yazılanlara dair yorum yapabilme ve hikayenin oluşturulmasına katkıda bulunabilme olanağı da sağlıyor.

Romanın yazımına 12 Eylül'de başlayan Silvia Hartmann, okur ve yazar arasındaki ilişkinin sınırlarını zorlamanın inanılmaz bir deneyim olduğunu düşünüyor.
Kitaplarını StarFields takma adıyla yazan Silvia Hartmann'ın, yaratıcılık ve kişisel gelişim üzerine çalışmaları da bulunuyor.
Devamını okumak için tıklayın..
                                                       

         MURATHAN MUNGAN-AŞKIN CEP DEFTERİ*2012


                                                THREE WİNDOWS 

                      SARI-BEYAZ-KIRMIZI 

  Bütün lambaları yanardı salonun. Hani bazı geceler, yumuşak bir şeyler koysana derdin, yorulduğun sessizliklerden ya da yorulduğun müziklerden sonra, böyle zamanlarda elim hemen ona giderdi; The Modern Jazz Quartet' in, The New York Chamber Symphony eşliğinde açtığı üç pencere: Sarı Beyaz Kırmızı kaset kapağının üzerinde...
  Bilirdim, gözlerimizin nasıl buluşacağını kendiliğinden bazı bölümlerde, örneğin ''Django'' çalarken, her seferinde ritim tutardık oturduğumuz yerde, müziğin yumuşak ışığı düşerdi geceyi bir arada tutan her şeyin üzerine, eşya kendine çekilir, an derinleşirdi, gölge yeniden yorumlardı kendini bizim gözlerimizle, onca zamana yayılmış aramızda dağılan, kırılan parçaların duymazdık bile varlığını. Som bir şimdiki zaman, parçalanmamış elmas, derinlikte dinlenmiş ham ipek, bizi inandırdı kendimize.
  Bütün lambalar yanıyor olurdu.'' A Day in Dubrovnik'' te yaylılarla birlikte ayaklanır bir yerden bir yere giderdik evin ve zamanın içinde,
  bütün zamanların aynı anda harekte geçtiği bir zamanı yaşardık birbirimize kenetlendiğimiz o bütünlükte,
 hem birbirimizin yanı başındaydık, hem çok uzaklarda...
 anıların orkestra şefi belleğin sarp kalelerinde: yükselen müzikle birlikte havada geniş daireler çizen kol, bazen düşüverirdi geçmiş bir yorgunluğun içine,
 boşlukta çarpışan anılardan bir gece yapardık: yalnız bellek ortak tarih ve birçok bilmece...
  Üç pencereden bakardık birbirimize, aşkta sobe yoktur, bazen sarı bazen beyaz bazen kırmızı pencere...

Gene bütün lambalar yanıyor şimdi ama ortalık zifiri karanlık;
sen yoksun, ben de yokum, yalnızca o müzik
ve boşlukta asılı üç pencere...
sarı beyaz kırmızı, birbirimiz olmadan her şey körebe

16 Nisan 1995                                                      Murathan Mungan
                           AŞKIN CEP DEFTERİ
Devamını okumak için tıklayın..

''THE SHİNİNG'' İN DEVAMI EYLÜL' DE RAFLARDA


Stephen King, The Shining (Medyum) adlı romanının yeni devam kitabı için yayımlanma tarihini açıkladı. Yönetmen Stanley Kubrick’in 1980’de çektiği aynı adlı filmin temelini oluşturan kitap büyük ilgi toplamıştı.


    Stephen King, ‘The Shining’ (Medyum) romanının devamı olan ‘Doctor Sleep’in çıkış tarihini açıkladı. Kitabın çıkış tarihini 24 Eylül 2013 olarak belirleyen yazar, bu haberi kişisel internet sitesinden duyurdu.
Yazar, geçtiğimiz yıl, yeni kitabından bir bölümü George Mason Üniversitesi’nde okumuştu.
Io9’n haberine göre; ‘Doctor Sleep’, ilk kitaptaki ailenin oğlu olan Danny Torrence‘ın yetişkin hayatını anlatacak. Romanda güçlerini hastaların acı çekmeden ölmesi için kullanan Danny, insanların enerjisini emen medyum-vampirlerle başı derde giriyor.

Bir süre önce yapım şirketi Warner Bros, Stanley Kubrick’in 1980 yılında yönettiği ‘The Shining’ filminin önceki dönemini anlatan bir hikayeyi beyazperdeye uyarlamak istediklerini açıkladı.

Devamını okumak için tıklayın..

BENZERSİZ BİR ROMAN: KAĞIT İNSANLAR


Oyuncaklı, dokunaklı ve fazlasıyla sıra dışı bir kitap: Kâğıt İnsanlar. Kağıdı olay örgüsüne, yazarı karakterlerin arasına katan, kısmen gerçeklere kısmen kurmacaya dayalı, zihinlere kancalar atmaya niyetli bir roman.


“Benim ilgimi çeken, okuru elinde tuttuğu kâğıt hamuruna yakınlaştıracak bir yazın biçimi. Kâğıdın romanın mekanı olduğu, salt araç olmaktan çıktığı kitaplar,” diyen iddialı bir yazardan oyuncaklı, dokunaklı ve fazlasıyla sıra dışı bir kitap: Kâğıt İnsanlar. Kağıdı olay örgüsüne, yazarı karakterlerin arasına katan, kısmen gerçeklere kısmen kurmacaya dayalı, zihinlere kancalar atmaya niyetli bir roman.


Plascencia’nın sürprizlerle dolu romanı, origami cerrahının öyküsüyle açılıyor. Öyle bir cerrah ki bu, ölü bir kediye kâğıdın marifetleriyle can veriyor, katlama sanatının incelikleriyle insanları büyülüyor... Kâğıt metaforuyla insanın hassasiyetleri, incelikle sayfalara işleniyor. Kâğıt İnsanlar, iç içe geçen öyküleriyle onulmaz kalp acılarını, insanların kederle boğuşma biçimlerini ve kadere karşı verilen umutsuz savaşları konu ediyor. Roman karakterleri yazara başkaldırırlarsa ne olur? Ya yazar, kişisel acılarını karakterlerinden çıkarmaya niyetlenirse? Kâğıt İnsanlar, insafsız bir romancının onlara biçtiği kadere karşı çıkan, naif ve güzel insanların çabalarını konu alıyor; yazarının zaaflarını ve zaafların saçabileceği tehlikeleri bir bir gözler önüne seriyor.

Plascencia, Kâğıt İnsanlar’da geleneksel anlatım tekniklerine başvurmaktan özellikle kaçınıyor. Çok sesli anlatıda karakterler kendilerine ayrılan sütunlar altında dile geliyor; mahrem hayatlarını yazardan -ve okurlardan- gizlemek üzere kalkanların ardına sığınıyor. Yazar, görmeye tahammül edemediği bir ismi her belirdiği noktada karalıyor. Gönül acılarının, kalp kırıklıklarının çeteleleri, kâğıdın alışılmadık bir işlev gördüğü bu sıra dışı romanda benzersiz bir okuma tecrübesi yaratarak çoğalıyor. İnsanın canını en çok, ama en çok kâğıt kesikleri yakıyor ya, kimseler kederden ölmüyor.
Kâğıt İnsanlar, bu yıl okuyacağınız en tuhaf, en sıra dışı kitap olabilir. Salvador Plascencia’nın ilk romanı Kâğıt İnsanlar, kâğıdın yerini yavaş yavaş dijital ekranlara bıraktığı bir çağda geleneksel olana incelikle selam çakan, zeka dolu ve benzersiz bir roman.
Salvador Plascencia Yazının ve kağıdın tüm olasılıklarını cesurca irdeleyen Kâğıt İnsanlar, Plascencia’nın ilk romanı. Anlatıya katkıda bulunan sıra dışı tasarımıyla bu roman, pek çok yayınevi tarafından reddedildikten sonra çağdaş yazına yönelik ilgisiyle tanınan McSweeney’s tarafından yayımlanmıştır. Eleştirmenlerce Jonathan Safran Foer, Gabriel Garcia Marquez ve Kurt Vonnegut’un romanlarından Tristram Shandy’ye uzanan metinler ışığında anılan Kâğıt İnsanlar -bütün referanslar bir yana- kendi içinde tutarlı, büyüleyici ve benzersiz bir evreni başarıyla yaratan ve yazarını hikayeye, kâğıt hamurunu olay örgüsüne dahil eden, kısmen yaşanmış hadiselere, kısmen kurmacaya dayalı ve bütünüyle özgün bir metindir. .
Salvador Plascencia’nın Kâğıt İnsanlar’ı, M. Begüm Güzel’in çevirisiyle, Siren Yayınları etiketiyle şimdi raflarda.


Devamını okumak için tıklayın..

MELEKLERLE YAŞAMAK





Merhaba, bu yazımda  sizlere çok farklı bir deneyimden bahsedeceğim konumuz hala kitaplar ama bu sefer  bir roman, öykü, deneme ya da bir yazarın hayatı, söyledikleri  değil anlatacağım... Kitaplar evet ama meleklerle bezeli kitaplar bunlar; daha doğrusu bize melekleri anlatan kitaplar.

Kitapların yazarı 'Beki İkala Erikli' doğrusunu söylemek gerekirse çok sayıda kişisel gelişim kitapları okumama rağmen tanımadığım bir yazardı; internette dolaşırken tesadüf eseri tanıştım iyi ki tanışmışım diyorum çünkü tam ihtiyacım olduğu bir zamana denk geldi. Yazarımız Boğaziçi İşletme mezunu. 13 yıl Türkiye başta olmak üzere bir çok farklı ülkede çeşitli köklü firmalarda üst düzey yönetici olarak çalışmış; ama sonunda  küçük yaşta hissettiği yaşam ötesiyle iletişim yeteneği baskın gelmiş ve çalıştığı şirketten ayrılarak bu konuda kendini geliştirmeye başlamış. Çok sayıda eğitimler almış yurt dışında çeşitli workshop'lara katılmış kitaplarının yazar hakkın da kısmında  ve internet sitesinde yazar ile ilgili ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz. Sonuç olarak bana göre bilgi, birikim ve tecrübelerini aktardığı harika kitaplar ortaya koymuş. Bu kitapların yanında cd'ler de yer almakta çeşitli meditasyon, arınma, çakra açma ve geçmiş yaşamı şifalandırma şeklinde.




Sizlere bahsettiğim kitaplar yukarıda dediğim gibi edebi yönü olan kitaplar değil aslında okunabilmesi için bile bu konulara inanıp, ilgi duymak gerektiğini düşünüyorum; yani ilgisi, inancı olmayan insanların okuyabileceği türden kitaplar değil. Ben deneyimi ve kitaplar hakkındaki yorumumu paylaşmak istiyorum sadece.



Yazarın son çıkan kitabını aldım önce ''Meleklerle Geçmişi Şifalandırın ve Geleceği Baştan Yaratın'' 58 sayfalık bir kitap ve yanında cd'si var. Önce kitabın kendisini okudum; kitapta melekler hakkında bilgi veriyor yaşamımıza meleklerimizi katmanın bize sağlayacağı yarar ve kolaylıktan bahsediyor; ardından cd' yi dinledim tabi ki cd' yi dinlerken yaşadıklarımı çok fazla anlatamayacağım ama çok farklı bir deneyim her insanın mutlaka yaşamasını isterim kendinizle ilgili bambaşka şeyler keşfedebilir varsa korkunuz sizi bir şeylerden alıkoyan kötü enerjileriniz onlarla yaşamak zorunda olmadığınızın farkına varıyorsunuz ve müthiş bir rahatlama yaşıyorsunuz; daha sonra ailem, arkadaşlarım çevremdeki herkese önerdim ve uygulattım bambaşka deneyimler yaşattığını gördüm.Tüm bunların ardından diğer kitaplarını ve cd'leri edindim.



Yaşamıma çok şey kattıklarını düşünüyorum. Kişisel gelişim kitaplarını sevdiğimi onları okumanın bana terapi gibi geldiğini hissediyorum; ama dediğim gibi bu kitaplar  kişisel gelişim kitaplarından biraz daha farklı inanç meselesi yani inanamayan biri üzerinde aynı sonuçları doğuracağını düşünmüyorum.

Ben inanarak, yaşamımda olumlu etkilerinin olacağını düşünerek yaptım inanan ve ilgilenenlerin mutlaka denemesini isterim. Deneyenler de yorumlarını burada bizimle paylaşırlarsa çok mutlu olurum. Kitapsız kalmayın...




Devamını okumak için tıklayın..

BU KİTAPLAR HALA YASAKLI!


Emniyet'in yasaklı yayınlar listesinde Karl Marx, Lenin, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, İsmail Beşikçi gibi isimlerin kitapları bulunuyor. Listede, hakkında toplatma kararı verilen 453 kitap ile 645 gazete, dergi, broşür ve pankart yer alıyor.



     


Ankara Emniyet Müdürlüğü, ''3. Yargı Paketi''ndeki düzenleme doğrultusunda, 31 Aralık 2011'e kadar, Ankara mahkemeleri veya Bakanlar Kurulu kararıyla hakkında toplatma, yasaklama, dağıtım ve satışın engellenmesi kararı bulunan yayınların listesini, yasaklama kararının değerlendirilmesi amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.
Hakkında toplatma kararı verilen 453 kitap ile 645 gazete, dergi, broşür ve pankartın yer aldığı liste, piyasada satılan Nazım Hikmet, Yaşar Kaplan, Lenin, Sultan Galiev, İsmail Beşikçi, Karl Marx ve Abdurrahim Karakoç'un da arasında bulunduğu birçok yazarın kitapları üzerinde yıllardır yasak kararı bulunduğunu ortaya çıkardı.
''3. Yargı Paketi'' olarak adlandırılan kanunun 78. maddesiyle Basın Kanunu'na eklenen geçici madde doğrultusunda, Ankara Emniyet Müdürlüğü, ''31 Aralık 2011'e kadar mahkemeler, yetkili mülki idari amirlikleri ve diğer makamlarca basılı yayınlarla ilgili verilen toplatma, yasaklama, dağıtım ve satışın engellenmesi kararlarını'' içeren listeyi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu'na gönderdi.
Listede, hakkında toplatma kararı verilen 453 kitap ile 645 gazete, dergi, broşür ve pankart yer aldı.
Listenin üst yazısında, Güvenlik Şube Müdürlüğü'nün koordinesinde İstihbarat ve Terörle Mücadele Şube Müdürlükleri'nin katılımıyla komisyon kurulduğu belirtildi. Komisyon, 67 kitap ile 16 gazete ve dergi üzerindeki yasak kararının devam etmesi gerektiği yönündeki görüşünü de başsavcılığa iletti.
Yayın listesi, Basın Suçları Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Kürşat Kayral tarafından incelenmeye başlandı.
Kayral; listedeki Sıkıyönetim Mahkemeleri, DGM ve CMK'nın 250. maddesiyle görevli mahkemelerce yasaklanan yayınlarla ilgili listeyi ise gereğinin takdiri için Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. maddesiyle görevli Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'ne iletti.
Emniyetin gönderdiği listede bulunan 453 kitap ile 645 gazete, dergi, broşür ve pankarttan, 5 Ocak 2013'e kadar yeniden yasaklama kararı alınmayan yayınların tamamı üzerindeki yasak kararları kalkacak.
Kimler yasaklı değil ki? Emniyetin listesi, piyasada satılan birçok kitap üzerinde yıllardır yasak kararını bulunduğunu ortaya çıkardı. Listede yer alan kitaplardan bazıları şöyle:
YAYIN ADI YASAK KARARI VEREN MAKAM VE KARAR YILI CHP ve Ecevit'i Tanıyalım Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 1973 Devlet ve İhtilal (V.I.Lenin) Ankara DGM, 2000 Demokrasi Risalesi (Yaşar Kaplan) Ankara DGM, 1985 Kürt Aydını Üzerine Düşünceler (İsmail Beşikçi) Ankara DGM, 1991 Komünist Manifesto Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 1968 Kurtuluş Savaşı Destanı (Nazım Hikmet) Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 1968 Makaleler (Rusça, Sultan Galiev) Bakanlar Kurulu, 1985 Vur Emri (Abdurrahim Karakoç) Ankara 14. Sulh Ceza Mahkemesi, 2002 Yeni Şiirler (Nazım Hikmet) Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, 1966 Nazım Hikmet'in Bütün Eserleri Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 1968 Türkiye'de İnsan Hakları Panoraması (İHD yayını) Ankara 2 Nolu DGM, 1996 MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in MGK'ya Cevabı Bakanlar Kurulu, 1982 National Geographic Atlas of the World Bakanlar Kurulu, 1987 Bolşevik Partisi Tarihi (J.Stalin) Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 1971 Çetenin Kimliği (Salman Yüksel) Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi, 2002 Dersim Türküleri Ankara DGM, 1993 Azizname (Aziz Nesin) Bakanlar Kurulu, 1987

Devamını okumak için tıklayın..

SIRTI DÖNÜK KADININ HİKAYESİ


17. yüzyılda Emmanuel De Witte oturma odasında klavsen çalan sırtı dönük bir kadını resmeder. 21. yüzyılda Gaëlle Josse resimdeki kadının hayatını kurgular...


   

Magdelana Van Beyeren varlıklı bir adamın kızı olmasına rağmen o dönemde kadınların ticaretle uğraşması hoş görülmediği için çalışma hayatına giremez. Evlendiğinde kendisini eve hapsolmuş bulur. Yaşamı artık çocuklarını yetiştirmek ve bireyselliğini gizlemekten ibarettir. Tekdüze geçen günleri eşinin bir gün kendisine yaptığı açıklamayla farklı bir boyut kazanır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır…
17. yüzyılda Hollandalı ressam Emmanuel De Witte oturma odasında klavsen çalan sırtı dönük bir kadını resmeder. 21. yüzyılda Fransız yazar Gaëlle Josse resimdeki kadının hayatını kurgular. Ona bir isim, bir ev ve içinde fırtınalar kopan bir kalp verir.
GAËLLE JOSSE
22 Eylül 1960’da doğan Josse, hukuk, gazetecilik ve psikoloji eğitimi aldı. Bir dergide ve internet sitesinde serbest gazetecilik yapan Josse, ilk romanı Sessiz Saatler Fransa’da yayımlandığında okurlardan yoğun ilgi gördü.'Sessiz Saatler' Sel Yayıncılık etiketiyle kitapçılarda.

Devamını okumak için tıklayın..

UZAK TEPELER' DE ANILAR


Kazuo Ishiguro, Uzak Tepeler’de büyük toplumsal dönüşümlerin bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini, görev duygusu ile özgürlük arzusu arasındaki çatışmayı ustalıkla anlatıyor.




 İngiltere’de yalnız başına yaşayan yaşlı Japon kadını Etsuko’nun büyük kızı Keiko intihar eder. Kısa süre sonra da Etsuko’nun küçük kızı Niki annesini ziyarete gelir ama anne kız arasındaki duygusal mesafe, Etsuko’nun anılarına gömülmesiyle daha da artar.
İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinden sonra ilk kocasıyla birlikte Nagazaki’de yaşayan Etsuko, o yıllarda komşusu Sachiko ve onun küçük kızı Mariko’yla kurduğu arkadaşlığı hatırlar. Bugünle ilgili bazı gerçekleri açıklayabilmek için, geçmişin bu dönemini gözden geçirmeye ihtiyacı vardır.
Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro, Uzak Tepeler’de büyük toplumsal dönüşümlerin bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini, görev duygusu ile özgürlük arzusu arasındaki çatışmayı ve modern çağda kimlik arayışını ustalıkla anlatıyor.
Devamını okumak için tıklayın..

OKUNMASI GEREKENLER


Arka Kapak

Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. 

İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız.

Kapaktaki Çizim: İhsan Oktay Anar

Kitaptan bir bölüm: "Benzin tankları da doldurulduğunda vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Zeplinin kumanda kabinine önce Selahattin çıktı ve alavereye tırmanıp motör kabinine geçti. İhsan Sait ve İdris Dede ise ahşap merdivenden kumanda kabinine çıktılar. Aman Baba, aşağıda amelelerin başındaydı.

Yukarıdaki kumanda ve motör kabinlerinden yirmişer uçlu iniş palamarları sarkıtıldı. Aşağıdaki Aman Baba’nın emriyle 60 kadar amele bu palamarlara asıldı. Aman Baba’nın, ‘Hazır ol! Dikkat! Şimdi!’ demesiyle, bu iş için görevli ameleler, zeplini kum torbalarına bağlayan halatları baltayla kopardılar. İşte tam bu anda palamarlara var güçleriyle sımsıkı asılan adamların ayakları yerden kesilir gibi oldu.

Aman Baba korkuyla, ‘Herkes palamarlara!’ diye bağırınca geri kalan ameleler de telâşla koşuşturup halatlara asıldı ve tepesi neredeyse hangarın tavanına değen zeplin hasar görmekten böylece kurtuldu. Aman Baba, ‘Haydi arslanlarım! Göreyim sizi!’ diye haykırdıktan sonra, adamlar kendilerini paralayarak, zeplini hangardan dışarı çekmeye başladılar. Göklere yükselmek için can atan bir ejderhaya benzeyen hidrojen dolu devâsâ hava sefînesinin halatlarına asıldıkları için, zaman zaman ayakları yerden kesili kesiliveriyor, yerden yükseldikleri böylesi durumlarda, sanki boşlukta koşuyorlarmış gibi bacaklarını sallıyorlardı.

Nihâyet dışarı çıktıklarında bu kez kendi terleriyle değil şiddetli yağmurla ıslandılar. Üstelik zeplini oraya buraya kımıldatan şiddetli rüzgâr amelelerin işlerini zorlaştırıyordu. Aman Baba, ‘Palamarları sakın bırakmayın! Kur’ân-ı Kerim’e nasıl yapıştıysanız halatlara da öyle yapışın! 40 adımımız kaldı!’ diye bağırdığında amelelerin çoğunun tâkati tükenmişti. Nihâyet zeplini hangardan yeterince uzağa götürebildiler. Ama hemen hepsi sıfırı tüketmişti.

Çok geçmeden zeplindekiler palamarları aşağı bıraktılar. Hava sefînesinin kumanda kabininde, İdris Dede açtığı iskele ve sancak pencerelerindeki mesnetlere makinalı tüfekleri rapt ederken İhsan Sait, makina dâiresi telgrafının kolunu geriye çekti ve muhabere borusundan motör kabinine, ‘Selo! İskele ve sancak motörleri marş! Yarım yol ileri!’ diye bağırdı.

Selahattin manyetoları çevirip irtifâ motörlerini gürül gürül çalıştırınca, zeplinin dört pervânesi birden, ‘Flap!….. Flap!.. Flap! Fırrrrrrrrrrrr!’ sedâsıyla dönmeye başladı. İhsan Sait kordona asılıp kıç safra tankından su boşaltınca, zeplin bir süre kuyruk havada yol aldı. Ancak dümeni kırıp hava sefînesini, rüzgârın estiği yere döndürdükten sonra, baş safra tankının valfına bağlı kordona, meyil saati 14 dereceyi gösterene kadar asılır asılmaz, aşağıdaki herkesin üzerine zeplinden ‘Foşşşşşş!’ diye su boşaldı. Zeplin artık olması gerektiği gibi, pupasını rüzgâra vermiş, burun yukarı seyrediyor, o karanlık gecede ve yağmur altında göklere yavaş yavaş tırmanıyordu! Allâh nazardan saklasın, bu koskoca hava sefînesi gerçekten muhteşemdi! Maşâ’allâh, Bârekallâh, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh! Fakat maateessüf, işte tam bu esnâda, bir tâlihsizlik kapkara yağmur bulutlarını dağıttı ve dolunayın ışığı zeplini bir süre gün gibi açığa çıkardı."


Yazar:İhsan Oktay Anar

Sayfa Sayısı: 240
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık


Arka Kapak

"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.


Yazar:Sabahattin Ali

Sayfa Sayısı: 164
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları



Arka Kapak

Roman okumak istiyorsanız…
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.



Yazar:Zülfü Livaneli

Sayfa Sayısı: 484
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap



Arka Kapak

Aşk, ayrılık, ihanet ve seks... İlişkilere dair her şey, en gerçek haliyle Oben Budak'ın kaleminden. Bir solukta okuyacağınız Falan Filan bu yazın kitabı olacak!

Gazeteci, yazar ve DJ Oben Budak'ın, günümüz kentli nevrotik kadınının arayışlarını ve aşk hayatını anlattığı kitabı Falan Filan, Esen Kitap etiketiyle 17 Temmuz Salı günü raflardaki yerini alıyor. Editörlüğünü Berin Yavuzlar'ın üstlendiği kitapta geçen hikâyeler, usta çizer Ergün Gündüz'ün illüstrasyonlarıyla can buldu, Falan Filan'ı benzersiz kıldı.

Eğlence, parti, pop deyince akla gelen ilk isimlerden Oben Budak bu kez farklı bir kapıyı aralıyor. 3,5 yıllık bir çalışmanın emeği olan Falan Filan, alaycı ve komik bir üslupla kadın erkek ilişkilerine değiniyor. Kitap, kadın kahramanın ayrıldığı sevgilisinin ardından televizyonu pencereden fırlatmasıyla başlıyor. Şahit olduğunuz tutku karşısında irkiliyorsunuz ama orada bitmiyor. Okur her bölümde sarsılıyor; çünkü bu kitapta aşk bir delilik, seks en doğal ihtiyaç, yalnızlık ise hepimizde iz bırakan bir gerçek.

"Kişiler değişse de yaşadığımız şeyler hep aynı değil mi? Bütün duygular aşk - ayrılık - ihanet ve seks arasında gidip gelmiyor mu? Bir daha asla yapmam dediğiniz hataları yapıp, başka kişileri, bambaşka duygularla sevmiyor muyuz? Bu olaylarda kişilerin bu kadar önemi var mı sizce? Bilmem, belki de vardır..." diye sona eren kitabında Oben Budak'ın renkli ruhunu bulacaksınız.


Yazar:Oben Budak

Sayfa Sayısı: 236
Dili: Türkçe
Yayınevi: Esen Kitap



Arka Kapak

Romanları yayımlandığında en çok satanlar listesinden aylarca inmeyen Hande Altaylı'dan yaşamın içinden, samimi ve sarsıcı yeni bir roman.

O sabah yatakta gözlerini açtığında ise kendini iyi hissetmiyordu. Bir gece önce Fırat'ı görmek dengesini altüst etmişti. Geçmişin asla sandığımız kadar uzakta kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek, yeteri kadar uzağa gidemediği kaygısını doğuruyordu. Yoksa yıllar geçtikçe güçleneceğine, zayıflıyor muydu insan? Olgunlaşacağına koflaşıyor, dayanıklılığını yitiriyor muydu? Öğreneceğine unutuyor, bildiklerinden şüpheye mi düşüyordu? Geride bıraktığı onca şeyden ve onca yıldan sonra böyle yaprak gibi titremek, kendini başa dönmüş gibi hissetmesine yol açıyordu. Yürümüş, yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu.

Küçük bir Anadolu kasabasından İstanbul'un ışıklı gecelerine uzanan bir yolculuğun hikâyesi. Sevginin değil, mecburiyetin birlikte tuttuğu bir ailede büyüyen Narin ilk kez âşık olduğunda yolların nihayet daha büyük yollara bağlandığını, o büyük yolların da başka şehirlere, ülkelere kavuştuğunu anlar. Ve biri gittiğinde arkasında bir yol bıraktığını. Ama o yolların nefrete, ihanete de açıldığını anlaması için aradan yılların geçmesi, dostlukların sınanması, kaybedilenlerin bulunması gerekecektir. 

Aşka Şeytan Karışır ve Maraz adlı romanları yayımlandığı yıllarda en çok satanlar listesinden aylarca inmeyen Hande Altaylı'dan yaşamın içinden, samimi ve sarsıcı yeni bir roman.


Yazar:Hande Altaylı

Sayfa Sayısı: 324
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap



Arka Kapak

Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır. Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur. Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe... Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız. Budur çözülmesi gereken bilmece...

Yazar:Elif Şafak

Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2011
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap



Arka Kapak

İkilemler, tesadüfler ve aydınlanmalar romanı

Hayal kırıklıklarından kaçmaya çalışan bir genç kız ve tesadüfen sığındığı küçük pansiyonda yaralarını sarmaya yardım eden beş yetişkinin öyküsü...

Her insanın hayatta bocaladığı dönemler olur İkilemler arasında kaldığı, hayatıyla ilgili soru işaretlerine boğulduğu zamanlar...
Böyle zamanlarda insan içe kapanırken, aslında yeni ilişkilerin yardımıyla bunların üstesinden gelebileceğini çoğunlukla düşünemez.
Ama öyle buluşmalar vardır ki, fark ettirmeden birbirinin yaralarını sarar.
Asma Pansiyon, pek çoğumuzun derinlere sakladığı özlem ve heyecanları küçük bir pansiyonda bir araya gelen altı kişinin hikâyesiyle gün ışığına çıkarırken, satır arası bir dayanışmanın ve iyileşen ruhların altını çiziyor.
Aşk, hüzün, bekleyişler, yaşanamamışlıklar, empati kurmak, geride bırakmak,
yeni karşılaşmalar ve sürprizler hayatın içinden hikayelere örülerek,
sürükleyici bir anlatımla okuyucuya sunuluyor.
Asma Pansiyon, düşünceli insanların Bozcaada'nın sakin atmosferinde soluklanacağı, sorularına cevap bulacakları; dostluğun, dayanışmanın ve sevginin gölgesinde sımsıcak bir kitap...

"Madam Yenola çiçekleri suladığı bakır tası nasıl yere düşürdüğünü, kapıya nasıl tutunduğunu fark etmedi. Tası yerden alıp "İyi misiniz?" diye soran kıza kibarca başını sallayıp odasına attı kendini. Yatağına uzandı,titreyen ellerini göğsünün üstünde birleştirdi.İçindeki yüksek ses "Biliyordum!" dedikçe onu susturmaya çalıştı. Aklından, kalbinden öyle çok şey geçiyordu ki vücudu taş kesilmişti. Mayıs ayının Bozcaada'yı iyice ısıttığı günlerde, bağ bozumu yaklaşırken, öylece kaldı yattığı yerde. "İnsan ümidini kesince beklemeyi bıraktığı her şey gelir düşer kollarına" diyen dayısı, yine haklı çıkmıştı."


Yazar:Işıl Şenol

Sayfa Sayısı: 210
Dili: Türkçe
Yayınevi: Boutique


Arka Kapak

"Erkeklere 'Bu evde eksik oları sensin' dediğimizde, adamların yüzleri asılıyor. Biz kadınları, çok film izlemekle suçluyorlar. Keşke evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Başımızı dizlerinin üzerine yatırıp saçlarımızı okşasalardı. Erkekler evlendikten sonra bunları neden yapmıyorlar? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yaşanıyor?"
Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine.
Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor.
İki Kişilik Yalnzılık, Sevmek Zorunda Değilsin Beni, Yatağımdaki Yabancı gibi çok okunan kitapalrın yazarı Sinan Akyüz'ün kaleminden genç yaşta Şam'da gelin olan Piruze'nin gerçek yaşamöyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız....



Yazar:Sinan Akyüz

Sayfa Sayısı: 453
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Alfa Yayıncılık

Devamını okumak için tıklayın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...