MASUMİYET MÜZESİ NEWSWEEK'TE


''Sorun Çin, Hint, Meksika, İran ya da Türk tarih ve kültürlerinin ne kadar zengin olduğunu anlatabilmek değil. Zor olan, bu ülkelerde yaşayan tek tek insanların bireysel hikâyelerini aynı zenginlik, derinlik ve güç ile müzelerde anlatabilmek...''


  

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, geçtiğimiz Nisan ayında kapıları ziyaretçilere açılan Masumiyet Müzesi ile ilgili Newsweek dergisine açıklamalarda bulundu. Uluslararası dergiye verdiği demeçte, roman ile birlikte müze fikrinin doğuşu, müzenin oluşumu ve sergilenen eşyaların toplanma sürecini anlatan Pamuk, müzenin kurulmuş olduğu Çukurcuma semtinde geçen çocukluk anılarından ve semtin 1980 ve 90’lı yıllarındaki tarihsel değişim sürecinden de söyle bahsediyor.
Yazıda Pamuk’un 1980’li yıllardan bu yana antikacılardan, ikinci el eşya satan dükkânlardan topladığı eşyalarla oluşturulan müzesi ile ilgili bilgi verilirken, yazarın ‘modern toplayıcılar’ olarak adlandırdığı, 1990’lardan sonra ‘sistematik ve kararlı’ tarzlarıyla ortaya çıkan İstanbullu yeni kuşak koleksiyoncular da anlatılıyor.
Orhan Pamuk müzede sergilemek üzere 1990’dan beri topladığı eşyaların hikayesini dergideki yazıda şöyle anlatıyor: “1990’ların sonunda sekiz-on dükkândan ibaret olan bu bitpazarından romanımı ve müzeyi düşünerek pek çok eşya aldım. Kahramanlarımın kullanacağı bir fincanı, sarı bir ayakkabıyı ya da bir ayva rendesini önce romanda tasvir edip sonra dükkânlarda arayacağıma, daha mantıklı olan şeyi, tam tersini yapar, önce dükkânlardan –ya da eski eşyaları, çeşit çeşit kâğıdı– sigorta poliçelerini, makbuzları, eski banka defterlerini ve tabii fotoğrafları saklayan tanıdıklardan “müzem ve romanım için” diyerek alır, hikâyemi bu eşyaların üzerinden ve onları zevkle tasvir edip geçerek yazardım. Bir dükkânda gördüğüm eski bir taksimetre ya da bir akrabanın evinde gördüğüm üç tekerlekli bir çocuk bisikleti romanı yazarken aklıma hiç gelmeyen bir düşüncenin, bir hikâyeciğin bana bazan ilhamını verirdi. Bazan da hevesle bir dükkândan aldığım İstanbul’un eski bir at arabasından kalma gece feneri ya da şehirde merkezî havagazı düzeni olduğu günlerden kalma bir havagazı sayacı, hikâyem o yöne doğru hiç ilerlemediği için ne romana ne de müzeye girmeden elimde kalırdı. 2008 yılında romanı bitirip İstanbul’da yayımladığımda yazıhanem ve yaşadığım ev, arkadaşlarımın kuşkuyla baktığı eşyalarla doluydu.”
Newsweek’te yayınlanan yazıda Pamuk, eşya toplamak ve aşk arasındaki ilişkinin de içerisinde yaşadığımız kültüre göre farklılıklar gösterdiğine değiniyor. “Tıpkı kahramanım Kemal’in hayatının ima ettiği gibi, insan kalbi dünyanın her yerinde aynı; hepimiz –ya da çoğumuz– şu veya bu şekilde âşık oluyoruz ya da aşkta veya hayatta sarsıcı bir kayıpla ile karşılaştığımız zamanlarda teselliyi eşyalara sarılmakta buluyoruz. Ama aşkımızı ya da eşya biriktirme arzumuzu yaşayış şeklimiz kültürden kültüre, ülkeden ülkeye değişiyor. Masumiyet Müzesi, erkekler ile kadınların evlilik dışında zorlukla yan yana geldiği bir Müslüman ülkesinde, uzaktan bakışların, hediye alma jestlerinin, sessizliklerin ve âşıkların birbirlerinin iradesini inatla deneme çabalarının bir çeşit inceliğe ulaştığı yarı modern bir kültürü ve onun kırık kalpli toplayıcılarını anlatıyor.”
Pamuk’un daha önce Mütevazi Manifesto’sunda da değinmiş olduğu, modern çağda artık gereksinim duyulduğunu belirttiği, bireysel ve mütevazı müzelerle ilgili düşüncelerine yazıda şu şekilde yer veriliyor: “Sorun Çin, Hint, Meksika, İran ya da Türk tarih ve kültürlerinin ne kadar zengin olduğunu anlatabilmek değil. (Elbette bu da yapılmalı, ama bu zor değil.) Zor olan, bu ülkelerde günümüzde yaşayan tek tek insanların bireysel hikâyelerini aynı zenginlik, derinlik ve güç ile müzelerde anlatabilmek. Bunun için devlet tarafından desteklenen, milli tarihi anlatan ve şehirlere, mahallelere hükmeden büyük anıtsal müzeler (Louvre ya da Metropolitan) yerine, tek tük bireylerin hikâyelerini anlatan, eşyaları çevrelerinden koparmayan ve kuruldukları mahalleleri, sokakları, oralardaki ev ve dükkânları da serginin bir parçası haline getirecek mütevazı müzeler hayal etmemiz gerekiyor.”
Açılışından bu yana yabancı haber kaynaklarından da büyük ilgi gören Masumiyet Müzesi, Türk ve yabancı ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.


Kaynak: ntvmsnbc

Devamını okumak için tıklayın..

NAZIM HİKMET BARIŞ ÖDÜLÜ YAŞAR KEMAL' İN


Dikili Barış ve Nazım Hikmet Günleri’nde ilk ’Nazım Hikmet Barış Ödülü’, ünlü Yazar Yaşar Kemal’e verilecek.


   

Nazım Hikmet’in 110’uncu doğum yılı nedeniyle ünlü şairin anısına düzenlenecek Dikili Barış Şenliği, 1-2 Eylül tarihlerinde Türkiye ve Yunanistan’dan çok sayıda sanatçı, politikacı ve akademisyeni bir araya getirecek. Şenliklerde, ünlü Şair Nazım Hikmet’in, Türkiye’deki en büyük büstünün açılışı yapılacak ve Nazım Hikmet Barış Ödülü ilk kez verilecek.
Şenlik hakkında bilgi veren Dikili Belediye Başkanı CHP’li Osman Özgüven, ülkemiz ve dünyamızın büyük çoğunluğu için kötü bir sürecin yaşandığını dile getirerek, "Hüzün, kaygı ve öfkeyle izlediğimiz bir sürece giriyoruz. Sıfır sorun adı altında yürütülen ilişkiler ve izlenen dış politikalar ülkemizi tüm komşularıyla sorunlu hale getirdi. Bir türlü çözüme ulaştıramadığımız kardeş kavgası acı ve endişelerimizi arttırmaya devam ediyor. Çözümsüzlüğü dayatan nefret ve ayrımcı söylem, insani yaklaşımlarımızı da zorluyor. Haklarını arayanlar kurşunlanıp öldürülüyor" dedi.
Dikili Barış Şenliği’nin ünlü Şair Nazım Hikmetle özleştirilmesinin büyük anlamı olduğunu dile getiren Özgüven, "Dünyanın barışa en fazla ihtiyacı olduğu dönemde bir ortamda düzenlenecek şenliğin barış davasının büyük değeri dünya şairi Nazım Hikmet’e adadık. 110’uncu doğum yılında büyük şairi Dikili’de yaşatacağız. Türkiye’deki en büyük Nazım Hikmet büstünü, onun vasiyetine uyarak bir çınar ağacının altında bir parkta açacağız. İlk kez verilecek Nazım Hikmet Barış Ödülü’nü de Nobel adayı Ünlü Yazar Yaşar Kemal’e vereceğiz" diye konuştu.
Nazım Hikmet anısına düzenlenecek olan bu yılki Dikili Barış Şenlikleri’nde çok sayıda sanatçı, siyasetçi ve akademisyenin katıldığı etkinlikler yer alacak. 1 Eylül Cumartesi günü saat 14.00’de ’Nazım Hikmet ve Barış’ konulu panel ile başlayacak olan şenlikler, söyleşiler, imza günleri, sokak tiyatroları, çeşitli gösterimler, fotoğraf ve resim sergilerinin ardından 2 Eylül Pazar günü Moğollar konseri ile sona erecek.
Şenliklere Doğan Hızlan ile Tarık Akan, Rutkay Aziz, Genco Erkal, Hıfzı Topuz, Orhan Alkaya, heykeltraş Mehmet Aksoy, Yunanistan Dışişleri Sorumlusu Trigasiz Syriza, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, 22’nci Dönem CHP Milletvekilleri Hakkı Ülkü ve Prof. Dr. Yakup Kepenek, Murat Karayalçın, Ercan Karakaş, Fikri Sağlar, Melike Demirağ ve Moğollar gibi çok sayıda sanatçı ve politikacı katılacak.

Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

SAHAF FESTİVALİ 25 EYLÜL' DE BAŞLIYOR...


Beyoğlu Belediyesi tarafından bu yıl altıncısı düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali, 25 Eylül'de kapılarını açmaya hazırlanıyor.


  
 Beyoğlu Belediyesi'nce düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali 25 Eylül’de başlayacak. Festival, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Tepebaşı'nda gerçekleştirilecek. 14 Ekim’e kadar sürecek festivale 65 sahaf katılacak.
Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, en çok önem verdikleri etkinliklerin başında Sahaf Festivali'nin geldiğini belirterek, şu bilgileri verdi: "Sahaflarımızla kitap dostlarını buluşturacak olan bu festivalimiz her yıl büyük ilgi görüyor. Bu yıl programımızı daha da zenginleştirerek ünlü yazar ve şairlerimizle edebiyat sohbetleri gerçekleştirecek, çok anlamlı bir mekanda edebiyatçılarımızı okurlarıyla buluşturacağız. Birbirinden kıymetli eserlerin ve zengin etkinliklerin yer alacağı Beyoğlu Sahaf Festivali'ne tüm İstanbulluları bekliyoruz."
Festival boyunca; kitapların yanı sıra tarihe tanıklık eden dergiler, yazılar, eski fotoğraflar, filmler, tiyatro afişleri, nadide levhalar, mektuplar, kartpostallar ve özel koleksiyonlar da stantlarda meraklılarının ilgisine sunulacak.

Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

ORHAN PAMUK ' A ÇİN' DEN ÖDÜL


Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Çin’deki 'En Etkili Uluslararası Yazar' ödülünün sahibi oldu.




Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’a bir ödül de Çin’den… Pamuk, Çin’in en prestijli medya gruplarından Nanfang Daily Media Group tarafından düzenlenen, uluslararası bir edebiyat platformu olan “2012 Güney Çin Uluslararası Edebiyat Haftası” etkinliğinde “Çin’deki En Etkili Uluslararası Yazar” ödülünün sahibi oldu.
Ödülle eş zamanlı olarak, Orhan Pamuk’un ilk baskısı 2011 yılında Türkiye’de İletişim Yayınları’ndan çıkan, yazı yazmanın ve romancılığın otuz beş yıllık meslek sırlarını, Harvard Üniversitesi’nde verdiği derslerdeki notlarını anlattığı “Saf ve Düşünceli Romancı” adlı kitabının ilk defa Çince olarak yayımlanacağı da açıklandı.
Çin’de bütün kitapları çevrilen Pamuk, ülkede en çok okunan uluslararası yazarlardan biri olarak kabul edilirken, “Masumiyet Müzesi” Çin'de en çok ilgi çeken on kitaptan biri olmuş, ülkede çok sevilen “Benim Adım Kırmızı” ise yarım milyona yakın satmıştı.

Devamını okumak için tıklayın..

ORHAN PAMUK' TAN İSTANBUL İÇİN BİR GELECEK


Dünyaca ünlü yazar Orhan Pamuk,  'New City Reader' gazetesi için yazdığı 'Boğaz’ın Suları Çekildiği Zaman' başlıklı yazısında, İstanbul için bir gelecek senaryosunu paylaşıyor.


   

  İstanbul Tasarım Bienali’nin sonuna kadar, düzenli aralıklarla yayınlanarak, şehrin farklı noktalarına asılan ya da dağıtılan “New City Reader” gazetesinin farklı başlıklarla hazırlanan her sayısında, kent, mimari ve kamusal alana dair makaleler bulunuyor. Gazetenin 10 Ağustos tarihli “Mektuplar/ Letters” başlıklı son sayısında, yazar Orhan Pamuk, yazar Joseph Kanon, mimarlık tarihçisi Charles Jencks, küratör, eleştirmen, sanat tarihçisi Hans Ulrich Obrist, mimar Alejandro Zaero-Polo gibi dünyaca tanınmış 18 ismin İstanbul’u farklı yönleriyle anlattığı hikaye ve mektupları yer alıyor. “Mektuplar/ Letters” sayısının konuk editörlüğünü ise 2013 Lizbon Mimarlık Trienali Şef Küratörü Beatrice Galilee üstleniyor.
Dünyaca ünlü yazar Orhan Pamuk, bir Fransız jeoloji dergisinde okuduğu haber üzerine yazdığı “Boğaz’ın Suları Çekildiği Zaman” başlıklı yazısında, İstanbul için bir gelecek senaryosunu paylaşıyor. Yazar Joseph Kanon, mektubunda bugünün İstanbul’u ile 1945 yılını karşılaştırırken, mimarlık tarihçisi Charles Jencks binlerce yıllık tarihi yapıya sahip İstanbul’da kentleşmenin doğuracağı sonuçlara dair sorular soruyor. Küratör, eleştirmen, sanat tarihçisi Hans Ulrich Obrist, geleceğin İstanbul olduğunu yazar ve şair Édouard Glissant’ın dizelerine yer vererek anlatıyor. Mimar Alejandro Zaero-Polo ise Ayasofya Müzesi’nin mimarı Milet'li İsidoros’a yazdığı mektupta Ayasofya’nın geçmişine ve bugününe değiniyor.
Farklı içerikteki sayılarıyla sokaklara yayılıyor 
“New City Reader” gazetesinin her sayısının editörlüğünü, mimar, teorisyen ve araştırmacılardan oluşan konuk editörler üstleniyor. İstanbul Tasarım Bienali küratörlerinden tasarımcı Joseph Grima tarafından ilk defa 2011 yılında New Museum for Contemporary Art (New York)’ta gerçekleşen The Last Newspaper sergisi kapsamında yayınlanan New City Reader, Grima’nın küratöryel yaklaşımının bir parçası olarak bienalin sonuna kadar İstanbul’da da yer alacak. İki haftalık periyotlarla yayınlanan ve asılan sokak gazetesi, her sayısında 1000 adet hazırlanarak, ayrıca çeşitli kamusal alanlarda ücretsiz olarak dağıtılıyor.
Mayıs ayından itibaren 5 sayının yayınlandığı “New City Reader” gazetesinde şimdiye kadar aralarında Levent Şentürk, Murat Güvenç, Uğur Tanyeli, Korhan Gümüş, Kazys Varnelis, Stavros Stavrides, Aslı Kıyak İngin+Artin Usta ve Sevgi Ortaç gibi akademisyen, yazar, mimar, eleştirmen, sanatçı ve kent sosyoloğunun yazıları yer aldı. “Gündem” (Agenda) konulu ilk sayının konuk editörlüğünü İstanbul Tasarım Bienali Küratörü Joseph Grima, “Eşik/Threshold” konulu ikinci sayının konuk editörlüğünü Adhokrasi küratöryal ekip üyesi Pelin Tan yaptı. “Bulmaca / Puzzle” başlıklı üçüncü sayı Terra Incognita adlı bir yap-boz olarak tasarlandı. Terra Incognita, Demilit (Decoding Military Landscapes) tarafından yazıldı. “Yıldız Falı / Horoscope” başlıklı dördüncü sayının konuk editörlüğünü ise İstanbul Tasarım Bienali küratörlerinden Emre Arolat üstlendi.


“New City Reader”, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi, Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Maltepe Üniversitesi Mimarlık ve Güzel Sanatlar Fakülteleri, Kadir Has Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık ve İletişim Fakülteleri, İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Urban Cafe, DEPO/ Tütün Deposu, ODA Kule, İKSV Binası, İstanbul Modern Kütüphanesi, Salt Galata, Salt Beyoğlu, Fransız Kültür Merkezi, İstanbul Moda Akademisi, TMMOB Mimarlar Odası Taksim Gezi Park, Kamondo Merdivenleri ve Asmalı Mescit duvarlarına asılmanın yanı sıra şehrin çeşitli yerlerinde ücretsiz bir gazete olarak dağıtılıyor. Toplamda 16 sayı olması planlanan gazetenin içeriğine İstanbul Tasarım Bienali web sitesinden de ulaşılabilir.
İstanbul Tasarım Bienali, 13 Ekim–12 Aralık tarihleri arasında, Emre Arolat ve Joseph Grima küratörlüğünde, Londra Tasarım Müzesi Direktörü ve aynı zamanda İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu Üyesi olan Deyan Sudjic’in önerisi ile belirlenen “Kusurluluk” (Imperfection) teması altında gerçekleştirilecek. İstanbul Tasarım Bienali sergileri, İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alırken, etkinlikler şehrin farklı noktalarına yayılacak.


Devamını okumak için tıklayın..

CAN YÜCEL ' İN MEKANINI CEHENNEME ÇEVİRDİLER.

Can Yücel'in eşi Güler Yücel, ünlü şairin mezarına geçen yıl saldıranların ceza alacağı güne kadar Can Evi'ni kapalı tutacaklarını söyledi. Ölüm yıldönümünde eşi için bir şiir yazan Güler Yücel, "Can, 'Mekanım Datça olsun' dedi, mekanını cehenneme çevirdiler" diye konuştu.




12 Ağustos 1999'da vefat eden ve yaşamının son 10 yılını geçirdiği Datça'da, "Mekanım Datça olsun, öldükten sonra beni Datça'ya gömün" diyen ve isteği üzerine de buraya gömülen Can Yücel'in ölüm yıldönümü yaklaşırken eşi Güler Yücel önemli açıklamalarda bulundu.
Yücel, Datçalılara kırgın olduğunu dile getirdiği açıklamasında, "Yıllar önce kutlamalarda şarap içiliyor diye belediye tören yapmak istemedi. Datça'da içimiz buruk anma töreni yaparken Can'a başka yerlerden sahip çıkıldı ve törenler oralarda da yapıldı. Sonra o mezara çirkin saldırı gerçekleşti. Datça, Can ile Can, Datça ile bütünleşti. Ama yapılanlar karşısında biz ailece kırgınız. Çok yorulduk. Belki onlar Can'ı sevmiyor olabilirler ama Can Evi'ne günde 150 kişi geliyor. Ayrıca Can'ın şiirlerini ülkemizin her yerinde taşlar üzerinde okumak Can'ın değerini açıkça ortaya koyuyor" dedi.
'TÖREN DÜZENLEMEYECEĞİZ'
Küçük, kapalı insanlardan artık bıktığını kaydeden Güler Yücel, "Birisi gelip bir çiçek ya da bir saksı çiçek getirir koyar. Bu sene kesinlikle tören düzenlemeyeceğiz. Ailece mezara gideceğiz o kadar. Can, Datça için çok şey yaptı. 'Mekanım Datça Olsun' diye kitap çıkardı ama onlar mekanını cehenneme çevirdiler. Mezar yıkılır mı? Günah değil mi? Saygısızlık değil mi? Nerede din, nerede iman? Nerede bunun müftüsü ve imamı? Yazıklar olsun" diye konuştu.
CAN EVİ'Nİ KAPATIYORUZ
Güler Yücel, artık çok yorulduklarını ve saygısızlığın ortadan kaldırılması gerektiğini belirtti. Yücel, "Mezara saldıranlar ceza alıp bunu çektiklerini görene kadar Can Evi'ni kapatmaya karar verdik. Normal günlerde günde 150, tatil günlerinde ise 200 kişi geliyor. Belki Can dostlarına evi kapatmakla kötülük yapmış olacağız ama Can'a hakaret edenler artık cezalanmalı. Hiç kimsenin aldırış bile ettiği yok" dedi.

EŞİ İÇİN ŞİİR YAZDI 
Güler Yücel'in, ölüm yıldönümünde eşi için yazdığı Can'ın Taşını Kırdılar başlıklı şiir şöyle:
Yine geldi 12 Ağustos
Yine cırcır böcekleri ötüyor
Bu yıl Ege Denizi senin dediğin kadar sakin değil
Ortalık biraz karışık
Kırdılar taşını
Taşı kırmakla kalmadılar, beni de kırdılar
Bu kırma başka türlü bir kırma
Yalnız sana değil Can'cığım
O canım usta Mehmet Aksoy'un ellerine de vuruldu balyozlar
Dilerim, balyoz vuranların başına bile gelmesin böyle bir şey
Böyle bir acıyı tatmasınlar
Ama bilsinler ki hiç umulmadık yerlerde can buluyor senin şiirlerin
Kuytu bir köşede, bir kayrak taşının üzerinde bu şiirlere rastladığımda, senin sevincini hissediyorum
12 Ağustos'ta yine geleceğiz senin yanına
Ben, Güzel, Su, Hasan, Defne, Ali, Talat, Denis, Neru, Shive, Narayan hepimiz senin etrafında olacağız
Seni sadece o gün anmıyoruz; rüzgarla, denizin dalgalarıyla, toprakla, suyla hep anıyoruz birtanem
Devamını okumak için tıklayın..

HAYATIN DÜŞÜŞ ANLARINA KARŞI

Kısa öyküleriyle kısa zamanda büyük bir hayran kitlesi edinen Etgar Keret, bu defa Nimrod Çıldırışları ile yeniden karşınızda.


    

Uçuk kaçık mizansenleri, ters köşeleri ve kıvrak zekasıyla Etgar Keret, Nimrod Çıldırışları’nda da Tanrı Olmak isteyen Otobüs Şoförü ve Buzdolabının Üstündeki Kız’da yer alan öykülerinden aşina olduğumuz resimler çiziyor. Karakterleri hayatın ta içinden çıkmalar - öyle ki, sıradanlıkları neredeyse çarpıcı ancak yaşamları, bazen sihir, bazen tuhaf tesadüfler, bazen de milisaniyeler içinde dönemeçlere çekiliveriyor. Gerçeklik algınızı sorgulatacak öyküler bunlar; bazen sert, bazen müşfik, hep ama hep vurucu.
Keret insanlara has zaaflara sevecen nokta atışları yapmaktan hoşlanıyor ve birer Polaroid misali önümüze koyduğu resimler, bütün absürtlüklerine rağmen bizlere tanıdık geliyor.
Keret, Paris Review söyleşisinde, “kendimi sadece arka üstü bırakıyorum ve öykünün beni yakalayıp tutacağını umuyorum,” diyor… Nimrod Çıldırışları’ndaki öyküler, işte tam da bu nitelikte; boşluklarına aşina olduğumuz hayatın düşüş anları için kurulmuş sıkı ağlar misali.
AYNI ZAMANDA SİNEMACI
1967 doğumlu Etgar Keret, çok yönlü bir yazar. Büyük beğeni toplayan kısa öykülerinin yanı sıra animasyondan televizyona değin uzanan işleri, yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi Meduzot ile (2007) Cannes Film Festivali’nden Camera d’Or ödülü ile dönmesi, Fransa’dan aldığı şövalyelik nişanı ve Wristcutters adlı kültleşmiş bağımsız filmin senaryosuna katkılarıyla da biliniyor. Keret, halen Tel Aviv’de yaşamakta. Etgar Keret’in kitaplarının, İsrail kitapçılarında hem en çok satanlar hem de en çok çalınan kitaplar arasında oldukları söyleniyor.
Romancı Jonathan Safran Foer, Kafka’ya gönderme yaparak yazarın öykülerini ‘Keretesk’ diye tanımlamış. Kafka ile olduğu kadar, Keret’i Kurt Vonnegut ile kıyaslayan eleştirmenler de var; ama işin doğrusu, Keret bir tek kendine benziyor.
Nimrod Çıldırışları, kıvrak zekasıyla sizlere coşku verecek, kırık kalplere mıh gibi saplanacak bir kitap.
EKİM'DE İSTANBUL'DA
Etgar Keret, Ekim ayında İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin davetlisi olarak İstanbul’da olacak.
Kitaptan bir bölüm:
''Ertesi sabah panik içinde uyandım. Nereden kaynaklandığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ödümü patlatan şeyin ne olduğunu keşfedinceye kadar kımıldamamaya kararlı halde, öylece yattım. Ama zaman geçtikçe olup bitenden ne kadar habersiz olduğumu daha iyi anladım, korkum arttı. Yatakta donup kalmış, kendimle elimden geldiğince sakin bir tonla konuşuyordum. “Telaşlanma oğlum, telaşlanma. Gerçek değil bu olan, kafanda sadece.” Ama bu olanın, her ne idiyse, sadece kafamın içinde olması beni gerçekten dehşete sürüklüyordu. Kendime kim olduğumu hatırlatmanın yararı olacağını düşünüp birkaç kez adımı tekrarlamaya karar verdim. Bunun yararı olacaktı mutlaka. Ama adımı hatırlayamadım. Yataktan kalkmamı sağladı en azından. Evin içinde dolanıp üzerinde adım bulunan bir fatura ya da mektup aramaya koyuldum. Ön kapıyı açıp kapının dış kısmına baktım. Turuncu renkte bir çıkartma yapıştırılmıştı kapıya: “Harika bir hayat yaşa!” yazıyordu çıkartmada. Holde oynayan çocukların bağrışlarını ve yaklaşmakta olan ayak seslerini duydum. Kapıyı kapatıp üzerine yaslandım. Sakin ol. Birazdan hatırlarsın ya da hatırlamayabilirsin. Belki de hiçbir zaman yoktu bir adın. Beni ter içinde bırakan, nabzımı dört nala koşturan her ne idiyse, o değildi asıl mesele, başka bir şeydi. “Sakin ol,” diye fısıldadım kendime yine. “Her kimsen, sakin ol. Bu daha fazla süremez, yakında geçer.”
Bir süre sonra hafifledi, Uzi’yle Miron’u aradım, kumsalda buluşmak üzere sözleştik. Kumsal evimden dört yüz metre uzaktaydı, oraya nasıl gidildiğini hatırlamakta hiç zorlanmadım ama sokaklar farklı bir görünüme bürünmüştü sanki, sürekli doğru sokakta olduğumdan emin olmak için durup tabelalara bakıyordum. Sadece sokaklar da değil, her şey farklı görünüyordu, gökyüzü bile yassı ve alçaktı sanki.
“Sıranın sana geldiğini söylemiştim,” dedi Miron elindeki dondurmayı yalayarak. “Önce ben yedim kafayı, sonra Uzi.”
“Ben kafayı yemedim,” diye itiraz etti Uzi. “Kafam iyiydi, hepsi bu.”
“Adını ne koyarsak koyalım,” dedi Miron, “şimdi sıra sende.”
“Ron da kafayı yemiyor,” dedi Uzi, sinirlenmeye başlamıştı. “Neden aklına böyle fikirler soktuğunu anlamıyorum.”
“Ron mu?” diye sordum. “Adım bu mu?”
“Şey, bu kafayı biraz yemiş gerçekten galiba, bir ısırık versene,” dedi Uzi. Miron geri almayacağını bildiği dondurmayı Uzi’ye verdi. Sonra bana dönüp, “Anlat, nasıl başladı, kafanın içinde biri varmış gibi hissettin mi?” diye sordu.
“Bilmiyorum,” dedim kararsızlıkla. “Öyle hissetmiş olabilirim.”
“Söylüyorum sana,” diye fısıldadı Miron, sır verir gibi. “Onu hissedebiliyorum. Sadece onun bilebileceği şeyler söyledi bana. Nimrod bu.” (Kitaptan)
'Nimrod Çıldırışları' Avi Pardo'nun çevirisiyle Siren Yayınları'ndan çıktı.
Kaynak: ntvmsnbc

Devamını okumak için tıklayın..

ÜMİT YAŞAR GÖZÜM: ''TÜRKİYE' DE KİTAP PAZARI HIZLA BÜYÜYOR''

Türkiye’deki ekonomik ve kültürel gelişmeye paralel olarak her geçen yıl, kitap basım oranında önemli büyüme kaydediliyor.


Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdür Yardımcısı Ümit Yaşar Gözüm, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de son yıllarda yayıncılığın sektörleşmesine yönelik önemli adımlar
atıldığını, bunun etkisinin de çok açık bir şekilde görülmeye başlandığını söyledi.
Bu kapsamda yazarların, yayıncıların, çevirmenlerin, dağıtım ağının ve telif ajanslarının örgütlenmesinin uluslararası alanda gerçekleşecek rekabette son derece önemli olduğunu belirten Gözüm, Türkiye’nin bu engelde önemli bir basamağı aştığını vurguladı.
Bakanlığın koordinatörlüğünde meslek gruplarının örgütlenmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü de hatırlatan Gözüm, ‘‘Bu alan çok dinamik bir alana dönüştürüldü. Kitabın en büyük kamu yayıncısı Başbakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlığıydı. Ancak biz Bakanlık olarak zamanla kamu yayıncılığında kültürel mirasla ve alanla ilgili olan yayınları hazırlamaya ağırlık verdik’‘ dedi.

205 milyona yakın ücretsiz ders kitabı dağıtıldı

Kitap Pazarı Araştırması’nın sonuçlarına göre, Türkiye’deki kitabevi sayısının 6 bin, dağıtım şirketi sayısının da 150 olduğunu bildiren Gözüm, şunları kaydetti:
ISBN (Uluslararası Standart Kitap Numarası) verilerine göre 2011′de 43 bin 190 ayrı başlıkta kitap yayınlanmış. Konularına göre ele alındığında genel konularda 531, felsefe ve psikoloji bin 347, din 2 bin 834, toplum bilimleri 13 bin 983, dil ve dil bilim 585, doğa bilimleri ve matematik 425, teknoloji ve uygulamalı bilimler 2 bin 665, güzel sanatlar bin 431, edebiyat ve retorik 15 bin 34, coğrafya ve tarih 3 bin 62 diğer konularda ise bin 293 adet kitap hazırlandı. Üretilen kitap adedi 289 milyon 193 bin 982, ücretsiz dağıtılan ders kitabı sayısı yaklaşık 205 milyon, üretilen toplam kitap sayısına bakıldığında da bu rakam yaklaşık 500 milyon.
En büyük, pay ders kitapları ve kültürel kitaplarda
Pazardaki en büyük payın ders kitaplarında ve kültürel yayınlarda olduğunu belirten Gözüm, telif haklarına ilişkin alınan önlemlerin ve korsanla mücadeledeki etkin yöntemlerin pazardaki hareketliliği etkilediğine işaret
etti.
Emniyet güçleri, Bakanlık ve yayıncı meslek birliklerinin koordineli bir şekilde korsan yayınla mücadeleyi sürdürdüğünü kaydeden Gözüm, 2009, 2010 ve 2011′de çok önemli sonuçlar alındığını vurguladı.
ISBN Türkiye Ajansı’nın Türkiye’de kamu imkanları ile hizmetlerini yürüttüğünü ve bu hizmetlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından sağlandığını ifade eden Gözüm şöyle devam etti:
Ülkemizdeki yayıncılık sektörünün geldiği nokta hakkındaki en doğru veriler bu merkez tarafından sunulmakta. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren ISSN Türkiye Merkezi de aynı şekilde süreli yayınlar alanındaki en doğru verileri sunuyor. 2010′da 35 bin 775 adet kitaba ISBN tahsis edilmişken 2011′de ISBN tahsis edilen kitap sayısı 43 bin 190 oldu.
ISBN tahsisi yapılmış kayıtlı yayıncı sayısı 2010′da bin 605 iken, geçen yıl itibarıyla bin 676 yeni yayıncıya ISBN tahsis edildi. Online sisteme geçilen 2007′den sonraki 4 yıllık süreçte ISBN tahsis edilen toplam yayıncı sayısı 8 bin 150 oldu. Bu yayıncılar arasında halen aktif olarak faaliyet gösterenlerin yayıncı 8 bin 138′dir.
Sektörün kalbi İstanbul, Ankara ve İzmir
Yayıncılık sektörünün merkezinin sayısal ve ekonomik hacim açısından bakıldığında İstanbul, Ankara ve İzmir olduğunu belirten Gözüm, en dinamik alanların ise edebiyat, teknoloji ve uygulamalı bilimler, tarih eğitim ve din olarak sıralandığını ifade etti.
Elektronik yayıncılık sektörünün Türkiye’de henüz yeni yeni geliştiğini, bunun tüm yayıncılık sektörü içinde yüzde 3′lük bir yere sahip olduğunu vurgulayan Gözüm, yeni bir alan olmasına rağmen ciddi bir büyüme hacmi göstermesinin beklendiğine dikkati çekti.
Sadece 2010 ile 2011′de e-kitap satışlarının yüzde 100′ü aşan bir büyüme gösterdiğini dile getiren Gözüm, ”En çok yayınlanan materyaller e-kitap ve internet ortamında yayınlanan online dergiler. Sektördeki trend, çeşitli donanımlar üzerinden okunabilen e-kitapların hakimiyetini göstermekte” dedi.

Kaynak: sabah.com.tr
Devamını okumak için tıklayın..

TANRI DAİMA TEBDİL-İ KIYAFET GEZER

ÇOK SATANLARDAN ÇABUCAK OKUNMASI GEREKEN BİR KİTAP....




Arka Kapak

Tanrı Daima Tebdil-İ Kıyafet Gezer
Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git 
Hayatını değiştirecek roman bu işte!
Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

"Laurent Gounelle bir mutluluk fabrikatörü... Eğer mutluluğun bir reçetesi varsa, Gounelle o reçeteyi biliyor olmalı."
Le Figaro

"Yeni Coelho." 
L'Express

"İnsanın kendini arayışı ve başkasını anlaması hakkındaki bu benzersiz roman, kendine güven ve özgürlük üzerine işe yarar tavsiyeler veriyor."
France Soir

"Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap. Hem iyi bir kişisel gelişim kitabı hem de güzel bir roman. Bayıldım!"
Critiques Libres

"Sonuna kadar gizemini koruyan, mizahi ve şiirsel bir roman." 
L'est-éclair


Yazar:Laurent Gounelle
Çevirmen:Işık Ergüden

Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus
Devamını okumak için tıklayın..

GÜLTEN DAYIOĞLU İMZA GÜNÜ

D&R BODRUM MIDTOWN      11.08.2012
Devamını okumak için tıklayın..

SHEAKSPEARE'İN İLK KİTABI DİJİTAL ORTAMA GEÇİYOR

Sheakspeare’in 1623 yılında yayımlanan orjinal kitabı Oxford Üniversitesi kütüphanesi tarafından dijital hale getiriliyor.

   
     

      Oxford Üniversitesi’ne bağlı Bodleian Kütüphanesinde bulunan Sheakspeare’in ilk dosyası, 1623 yılından itibaren muhafaza edilmeye çalışıldı fakat sayfaların yırtılmasına engel olunamadı.
1616 yılında hayatını kaybeden  William Sheakspeare’in kitabı,  çalışma arkadaşları tarafından 1623 yılında yayımlandı.
Kitap; “Fırtına”, “Onikinci Gece”, “Macbeth” ve “Julius Ceasar” gibi Sheakspeare’nin dünyaca ünlü 18 önemli oyununu içeriyor.
Bodleian Kütüphanesi ‘nin başlattığı 20 bin poundluk fon yardımıyla kitap dijital ortama aktarılacak ve bu sayede isteyen herkes kitabın yıpranmış sayfalarına ulaşıp,oyunları orjinal halinde okuyabilecek.

Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

MAEVE BİNCHY HAYATINI KAYBETTİ

İrlandalı yazar Maeve Binchy 72 yaşında hayata veda etti. Binchy, Türkiye'de 'İtalyanca Aşk Başkadır' ve 'Aşk Mutfakta Pişer' adlı romanlarıyla tanınıyordu.

    
     

     Romanları tüm dünyada en çok satanlar arasında yer alan, 'Evening Class' (İtalyanca Aşk Başkadır) adlı kitabıyla uluslararası üne kavuşan İrlandalı yazar Maeve Binchy 72 yaşında hayatını kaybetti.
Kitapları 37 dile çevrilen yazar yaşamı boyunca edebiyat ve sinema alanlarında bir çok ödül kazandı.
'Geri Döneceksin', 'Aşk Mutfakta Pişer', 'Bir Dilek Tut Benim İçin', 'Yalnız Kadınlar Sokağı', 'İtalyanca Aşk Başkadır' adlı kitaplarıyla tüm dünyada olduğu kadar ülkemizde de büyük bir okur kitlesi olan Binchy 1940'ta Dublin'de doğdu.
Ünlü yazar, öğretmen olarak başladığı kariyerine gazeteci ve yazar olarak devam etti. İrlanda’da gazeteciliğe başlayan, sonrasında Londra’da Irish Times gazetesine geçen Binchy’nin ilk kitabı 'Bir Dilek Tut Benim İçin' 1982 yılında yayınlandı.
İrlanda'nın küçük kasabalarında geçen hayatları anlatan romanları ve kısa öyküleri tüm dünyada 37 dile çevrildi ve 40 milyon'dan fazla sattı.
Binchy, Türkçe'ye çevrilmeyen son kitabı 'Minding Frankie'yi 2010 yılında çıkarmıştı.

Kaynak: ntvmsnbc

Devamını okumak için tıklayın..

YAZAR GORE VİDAL HAYATA VEDA ETTİ

Ünlü romancı, oyun yazarı, eleştirmen ve siyasetçi Gore Vidal, 86 yaşında hayata veda etti.


   
   Bir süredir zatürre tedavisi gören yazar Gore Vidal, 86 yaşında hayata veda etti.
Çağdaşları Norman Mailer ve Truman Capote gibi söyleşi programlarına katılan, gazetelerde köşe yazıları yazan Vidal, siyasi ve edebi kuramlara muhalefeti ile tanınmış ve Ulusal Kitap Ödülü dahil olmak üzere çok sayıda ödüle layık görülmüştü.
1950'li yıllarda 'Edgar Box', 'Katherine Everard' ve 'Cameron Kay' takma adlarıyla çeşitli kurgu kitapları da yayımlayan Vidal, tiyatro, sinema ve televizyon için de birçok senaryoya imza attı. Yazar, Hollywood'daki eşcinsellerle ilgili bir belgeselin yanı sıra 'Gattaca', 'With Honors' ve 'Bob Roberts' adlı filmlerde de rol aldı.
1960'lı yıllarda siyasetle ilgilenmeye başlayan Vidal, Demokratik Parti'den Kongre'ye aday oldu ancak Roosevelt'in desteğine karşın kaybetti.
24 roman yazan Vidal'ın Türkçe'ye çevrilen eserleri arasında İmparatorluk, Kent ve Tuz, Düello Gayri Resmi Amerikan Tarihi 1,  Yaratılış, İmparator Julian, Myra ve Ben Cyrus, Zerdüşt'ün Torunu bulunuyor.
Devamını okumak için tıklayın..

ANTRAK' TAN ÖDÜLLÜ SENARYO YARIŞMASI


En iyi senaryoya 5 bin TL.


Antrakt, Türkiye sinemasına değişik ve çeşitli senaryoların kazandırılması, senaryo yazımı alanında çaba harcayan, bu işe kendini vermiş ve vermek isteyenlere katkıda bulunmak amacıyla bir uzun metrajlı film senaryosu daha gerçekleştiriyor.
Katılan eserlerin tamamı SENDER’e tescillendiriliyor, tescil belgesi katılımcıya veriliyor. Değerlendirme kurulu ağırlıklı olarak senaristlerden oluşuyor. Son katılım 1 Ekim 2012.
KAPSAM
Yarışma herkese açıktır. Yarışmaya jüri üyeleri, düzenleyici şirket temsilci ve yetkilileri ile ANTRAKT çalışanları katılamazlar. Başka bir senaryo yarışmasında ödül ya da derece kazanmış olan senaryolar bu yarışmaya katılamazlar.
ÖZELLİKLER
Konu serbesttir. Senaryolar özgün olmalı, herhangi bir yerli veya yabancı yapıttan aktarma ya da uyarlama olmamalıdır. Senaryolar normal bir film uzunluğunda düşünülmeli; doksan dakikadan on / on beş dakika uzun veya kısa tasarlanmalıdır. (60-120 sayfa:  örnek olarak belirtilmiştir) Senaryolar, Amerikan formatında (öykü tipi), senaryo yazımının temel kurallarına göre yazılmalıdır.(Sahne bölümleri, görüntü ve ses/diyalog bölümlerinin ayrılmaması. Bu yazım şeklinde kağıt ikiye bölünmez. Sayfa düzeninde ses bölümü sağdan ve soldan 3 – 4 cm. içeride bloklanır.) Gereksiz teknik dil kullanılmamalıdır. (Kamera pan yapar…, üst açıda duran kamera…vb. gibi) Teknik dil yerine, daha çok film diline uygun görsel tasvirler yapılmalıdır. Yazı büyüklüğünün 11 punto ve ‘Courier’ yazım fontu olması uygundur…
Senaryolar, daktilo veya bilgisayar ile yazılmalıdır. Yarışmaya her yarışmacı bir senaryo ile katılabilir. Belirtilen formatlara uymayan, el yazısıyla yazılıp gönderilen, rumuz ve kimlik bilgilerinde eksiklikler olan, ismi olmayan, amerikan formatında olmayan senaryolar kesinlikle değerlendirilmeyecektir. Antrakt’ın gerçekleştirdiği önceki yarışmalara katılan eserler açık olan yarışmaya katılamazlar…Filme çekilmiş senaryolar da yarışmaya katılamaz.
BAŞVURU
• Son katılma tarihi 01 Ekim 2012.
• Gönderilecek kopya sayısı 7 (yedi)’dir.
• Senaryolar ‘Antrakt Ömer Avni Mahallesi İnönü Caddesi Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya Sokak Bağodaları Apartmanı No: 3 Daire: 4 Kat :2 Gümüşsuyu Beyoğlu 34437 İstanbul ’ adresine posta-kargo ile gönderilecek veya elden teslim edilecektir.
• Senaryoların üzerine kimlik yerine rumuz yazılacaktır. Yarışmacılar, senaryo ile birlikte üzerinde rumuz ile eser ismi yazılı olan ve içinde bir fotoğraf, yazarın adı soyadı, varsa telefon numarası, e posta adresi ve iletişim bilgileri ile yarım daktilo sayfasını geçmeyen bir özgeçmişin bulunduğu kapalı bir zarfı da göndereceklerdir. (Belirtilen formata uymayan zarflar kabul edilmez. Senaryoların formata uygun olması yeterli değildir. Başvuru bir bütün olarak düşünülmelidir.)
• Senaryoların gönderilecek 7 nüshasının da ön kapağında (her birinin ayrı ayrı) yalnızca senaryo ismi ve katılımcının rumuzu yer almalıdır..
• Herhangi bir kopyasının üzerine kimlik bilgisi yazılmış, kimlik bilgilerini içeren zarfın olmadığı, eksik kopya sayısında, bilgisayar ya da daktilo ile yazılmamış, özellikler başlıklı bölümde belirtilen senaryo formatına uymayan, ismi olmayan senaryolar kabul edilmez.
• Senaryolarla birlikte sinopsis, treatman ya da özet metinler göndermek zorunlu değildir.
• Elden teslim edilmeyip posta ya da kargo yoluyla gönderilen senaryoların ulaşım esnasında kaybolmasından dolayı Antrakt ve düzenleyici firma sorumlu tutulamaz.
• Belirtilen tarihe kadar senaryo ve kopyalarını teslim almayan katılımcıların eserleri imha edilir.
DEĞERLENDİRME ve AÇIKLAMA
Yarışmaya katılacak olan senaryolar Tamer Baran (senarist), Sema Fener (akademisyen, Antrakt genel yönetmeni), Ercan Kesal (oyuncu – senarist), Nilgün Öneş (senarist), Selin Sevinç (sinema yazarı), Ahmet Soner (senarist), ve Selay Tozkoparan’dan (yapımcı) oluşan jüri tarafından değerlendirilecektir. Yarışmaya 30 Nisan 2012 – 01 Ekim 2012 tarihleri arasında senaryo gönderilecektir.
Jüri değerlendirilmesi ve yarışma sonuçları 07 Ocak 2013 Pazartesi günü açıklanacaktır. (Jüri gerek gördüğü durumda bu tarihi uzatabilir.) Jüri ödüllendirmek üzere 1 (bir) senaryo seçecektir.
ÖDÜL
En iyi senaryoya 5.000 TL. verilecektir. Ödül alan senaryo filme çekildiği takdirde Antrakt tarafından kitap olarak yayınlanacak ve telif hakları sahiplerine verilecektir.
Devamını okumak için tıklayın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...