EDEBİYAT DAHİLERİNDEN ''ANTİ'' TAVSİYELER

”Harika işler trendlere, modaya ve popüler yorumlara boyun eğenler tarafından yaratılamaz…” John Steinbeck, George Orwell, Charlotte Brontë, Jack Kerouac ve Stephen King’ten tavsiye karşıtı tavsiyeler…





Beş edebiyat dehasının yazıya dair olsa da aslında hayata da uygulanabilecek tavsiyeleri, bazen en iyisinin tavsiyeleri görmezden gelmek olduğunu hatırlatıyor.

John Steinbeck 
Steinbeck yazı yazmak hakkında değerini hiçbir zaman yitirmeyecek altı tavsiyede bulunmuş olsa da, daha sonra dile getirdiği şu sözleriyle tavsiyelere körü körüne inanılmaması konusunda uyarıda bulunuyor:
”Hikaye anlatmanın bir büyüsü varsa –ki ben olduğuna inanıyorum- bugüne kadar kimse bunu bir kişiden diğerine aktarılabilecek bir reçeteye indirgemeyi başaramadı. İşin formülü öyle görünüyor ki, yazarın okuyucu için önemli olduğunu hissettiği bir şeyi ifade etme dürtüsünde gizli. İyi bir hikayeyi iyi yapan mükemmelliği ya da kötü bir hikayeyi kötü yapan hataları idrak etmelisiniz. Kötü bir hikaye etkisiz bir hikayedir.”
George Orwell
George Orwell da 1946’da benzer şekilde, yazarlar için altı kuralı açıklamıştı. Lakin bunlardan altıncısıyla, önceki beşi yalanlamıştı: ”Yekten barbarca bir şey söylemeden önce, bu kurallardan istediğinize karşı gelin.”
Stephen King 
Geri bildirim ve ilave eleştirel bir tavsiye şekli olsa da, ikisi de yazarın kendi ideallerini çarpıtabilir. Stephen King bunu en iyi şekilde açıklıyor: ”Kapı kapalıyken yaz, kapı açıkken bir daha yaz.”
Jack Kerouac 
Popüler görüşler, elbette bir tür geribildirimdir ve bu bağlamda aslında çağdaşların örtük tavsiyeleridir. Yazı yazmak ve hayat hakkında 30 tavsiyesi bulunan Jack Kerouac, Paul Graham’ın prestij konusundaki fikirlerini tekrar ederek popüler görüşler hakkında ikazda bulunuyor:
”Harika işler trendlere, modaya ve popüler yorumlara boyun eğenler tarafından yaratılamaz.”
Charlotte Brontë 
Tavsiyenin en önemli kısmı aslında onu ne zaman görmezden geleceğini bilmektir. 1845′te şair Robert Southey’ye başarılı bir yazar olup olmadığını sormak için yazan Charlotte Brontë’ye, Southey mesafeli bir ikazla cevap verir:
”Edebiyat bir kadının hayatının işi olamaz, olmamalıdır da. Kadın kendine mahsus görevleriyle ne kadar çok meşgul olursa, bir hüner ya da hobi olarak edebiyata o kadar az vakti olacaktır. Siz henüz bu görevlerle görevlendirilmemiş olabilirsiniz, ancak görevlendirildiğiniz vakit şöhret için bu kadar hevesli olmayacaksınız.”
Brontë, elbette onun tavsiyesini görmezden gelmeyi seçti ve erkek takma adıyla bir sonraki yıl Jane Eyre yayımlanana kadar sayısız şiir yazdı.


Devamını okumak için tıklayın..

PINAR KÜR' LE AYVALIKTA YAZARLIK ATÖLYESİ

   Pınar KÜR’le Art 10 Yazarlık Atölyesi, 29 Ağustos-7 Eylül 2012 tarihleri arasında Ayvalık Ticaret Odası’nda gerçekleştirilecek.












Edebiyatta 36. yılını dolduran Pınar KÜR’ün atölyesi 10 gün sürecek ve kontenjan sayısı 10 kişi ile sınırlı.
Pınar KÜR’ün evinde verilecek “Veda Kokteyli” ile son bulacak atölyeye kayıt için 24 Ağustos 2012’ye kadar  0232 421 44 40 numaralı telefondan veya atolye@on-art.net adresinden detaylı bilgi almak mümkün.
Devamını okumak için tıklayın..

YAZAR ADAYLARINA KLAVUZ

Yazar olmak isteyenlerin izlemesi gereken doğru yolları kılavuz kitapta bir araya getiren Semih Gümüş’ün Yazar Olabilir miyim? adlı kitabı  şimdiden çok satanlar raflarında… 






Son 30 yıldaki iletişim teknolojilerinin dünya tarihi boyunca yaşanmış tüm savaşlardan daha çok değiştirdiği dünyada kendini ifade etme barajının kapaklarının açılması, Türk edebiyatında son yıllarda yazar selini yarattı. Ancak sel sözcüğü her ne kadar felaketi çağrıştırsa bile o selin bastığı toprağın ölmesini ummak yerine bereket fışkırmasına çalışmak da pekala mümkün; hatta yapılması ilk gereken! Edebiyat eleştirmeni, Notos Kitap ile Notos Öykü’nün Genel Yayın Yönetmeni Semih Gümüş’ün Yazar Olabilir miyim-Yaratıcı Yazarlık Dersleri adlı yapıtı da bu çabanın ürünü. Henüz yayınlanalı üç hafta olmuşken internet üzerinden satış yapan kitabevlerinin en çok satanlar listesinin ‘ilk beş’inde yer alan bu deneme yapıtı, kaliteli eserin de popülerlik listesinde hak ettiği yere reklamsız ve basın desteksiz pek çabuk gelebildiğini kanıtladı. Sırf bu özelliği bile edebiyatın popülerlik batağında can çekiştiğini düşünenler için umudun var olduğunu göstermesi nedeniyle önemli. Fakat yapıtın asıl önemi isminden pekala anlaşıldığı üzere genç yazar adaylarına, o hep ihtiyacı duyulan ustadan doğru okuma ve yazma tekniklerini anlatmasından kaynaklanıyor.
Yazmaya düşenlerin ilk sorusu ya da sorunu ‘Ne yazacağım’dır. Ardından ‘Nasıl yazacağım’ gelir ve doğru bir yönlendirme olmaz ise -ki edebiyat tarihi boyunca bu bir genç yazar ile usta yazarın okuma/eleştirme faaliyetiyle karşılanmıştır-, kişi çok satan, toz kondurulmayan popüler bir yazar da olabilse bile yazar olamadığının farkına varamayabilir. Zaten yazdıkları yayınlanmayanlar, yazar olup olmadıkları konusunda çok daha erken aydınlanmıştır ama bu fikre sahip çıkmak için de iyice düşünmek gerekir. “Yaratıcı yazarlık, bir ustadan öğrenilemeyeceği gibi yaratıcı yazarlık atölyelerinde de öğrenilmez. Yazarlık, bütün bütüne bireysel bir uğraş” diyen Semih Gümüş, yaratıcı yazarlık olarak ilk adresi gerçek hayat olarak gösteriyor. Yazarın ve yazar adayının, dünyada en iyi gözlem yapan kişi olduğuna dikkat çeken Gümüş, bu gözlemden beslenecek bir yaratıcı yazarlık uğraşının unsurları olarak şunları sıralıyor:
ÖZGÜN OL, PES ETME
• Ne yazacağım sorusunun karşılığı, her şey’dir. Ne yazarsan yaz. Hem de önemli şeyleri yazma zorunluluğunu hiç mi hiç hissetmeden; tam tersine, en önemsiz görünen şeyleri yaz ki o önemsiz şeyler içinde has edebiyatın değerleri kendilerini bulsun, basit şeylerin aslında hayatımız için ne denli önemli olduğu anlaşılsın.
• Yaratım sürecinin en çetin yeri, kişi yaratmak. İnandırıcı dolayısıyla yazınsal bakımdan tastamam bir kişi yaratmak, bütünü bir anda sıralanamayacak bir dizi öğenin yazınsal (kimyasal) birleşimine bağlıdır. Bunların arasında yazarın birikimi, ustalığı vardır ki hemen bütünü çalışmakla kazanılır.
• Esinlenme öykünme değildir. Öykünme, hiçbir zaman uğranmaması gereken bir durak. Bütün sorun şu; kendim için yazmalıyım, dolayısıyla başkalarınınki gibi değil.
• Yalın dil arayışı, içinden çıkamadığımız düzanlatımı gitgide sıradanlaştırmaya başlayabilir. Eski bir dilin içinden çıkamadan, bir de ona mahkum kalmak, anlattıklarımızı birbirine benzetir ve önceden yazılmış konular yeniden hikaye edilerek sıkıcı öykülere ve romanlara dönüşür.
KAYGILARI BİR YANA BIRAKIN
Semih Gümüş’ün yazar adaylarına yönelik ‘kendi yolunuzu kendiniz bulun ve özgün olun’ olarak özetlenebilecek Yazar Olabilir miyim? öğütlerinin en önemlisi ise yapıtın en sonunda yer alıyor. Okunmadan yazılamayacağını kitabın iklimi haline getiren Gümüş, “Sorun zaman değil. Yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışmak. Nasıl yayımlayacağımız ondan sonra gelir. Gelin bütün kaygıları bir yana bırakın. Siz yazın, kararlılıkla yazmayı sürdürün. Kendi sesinizi arayarak yazın. Ama ondan da daha büyük bir kararlılıkla okumayı sürdürün. İkisi bir arada olmazsa olmaz. Nitelikli edebiyatın karşısında hiçbir engel duramaz” sözüyle bir yazarın tüm macerasını özetliyor.
Kaynak: stargazete.com
Devamını okumak için tıklayın..

AYŞE KULİN' DEN YEPYENİ BİR KİTAP

Ayşe Kulin ses getiren romanı ''Gizli Anların Yolcusu'' nun ardından yepyeni bir öykü kitabı ile karşımızda...

http://kitaplarkonusuyoor.blogspot.com





Arka Kapak

Ben yazarlık serüvenime öykü yazarak başladım, öykü yazarlığını çok sevdim. İlk ödüllerim olan 1995 Haldun Taner Öykü Birinciliği ve 1996 Sait Faik Hikâye Armağanım da bana öykülerim kazandırdı. Ama sonradan yazmış olduğum romanlarımın sesi, öykülere oranla o kadar güçlü çıktı ki, öykülerim adeta sessizleşip sindiler. Zaten, romanlarımdaki güçlü kadınlara inat, öykü kahramanlarım hep sessiz sedasız yaşanmış hayatların, kırsal törelerin toplumsal sorunların, mahalle baskılarının ezdiği, sakin ve sessiz kadınlardı.

Güneşe Dön Yüzünü, Geniş Zamanlar, Foto Sabah Resimleri kitaplarımda yayımlanmış bu öyküleri Sessiz öyküler adı altında buluşturup, yeniden okura sunduk. Bu kez öykü kahramanlarımın birlikte çok daha güçlü bir ses vermeleri umuduyla, sevgili okurlarıma keyifli okumalar diliyorum.


Yazar:Ayşe Kulin

Sayfa Sayısı: 384
Dili: Türkçe
Yayınevi: Everest Yayınları

D&R Fiyatı: 7:49 tl
Devamını okumak için tıklayın..

BATMAN' IN ÇİZGİ ROMANINA ERTELEME

DC Comics, ‘The Dark Knight Rises’ın ilk gösteriminde gerçekleşen saldırı nedeniyle ‘Batman Inc #3’ adlı yeni çizgi romanının çıkışını erteledi.

    
      

    DC Comics şirketi ‘Batman Inc#3’ adlı çizgi romanının çıkışını ileri tarihe erteledi. Yapılan ertelemenin sebebini ‘yanlış anlamaya açık’ olarak belirten DC Comics, Colorado’da yaşanan katliamdan sonra ''Çizgi romanın duyarsız olarak algılanabilecek bir içeriği var’’ açıklamasını yaptı.
Şirket, çıkışı gelecek Çarşamba günü olarak belirlenen ‘Batman Inc#3’nin tarihini Colorado kurbanları ve ailelerine saygı göstermek adına 22 Ağustos’a çekmeye karar verdi.
Grant Morrison serisinin Chris Burnham tarafından çizilmiş son kitabında Batman’e ‘’büyük bir uluslararası tehdide hazırlık amaçlı’’ küresel ayrıcalık veriliyor.
 Editör çizgi romanın içeriğiyle ilgili bilgi vermese de Burnham Twitter aracılığıyla, ‘’Bu sadece içinde silahlar olan bir Batman çizgi romanı değil, romanda DC ve bütün Bat-Team için ‘Aman Tanrım!’ dedirtecek, korkunç bir sahne var. Yayınlamak çok uygunsuz olurdu. Batman Inc#3 olayların biraz daha yatışması beklenerek bir ay gecikmeli çıkacak’’ açıklamasını yaptı.
Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

VAROLUŞSAL BİR POLİSİYE

Fantastik/bilim kurgu edebiyatının yükselen genç sesi China Miéville’in bol ödüllü romanı 'Şehir ve Şehir' Türkçede.

     
     

    Bilim kurgu/fantastik edebiyat alanının 'Nobel'i Arthur C. Clarke ödülünü üz kez kazanan tek yazardan varoluşsal bir polisiye... Yayınlanışının hemen ardından, 2010 yılında Hugo, Dünya Fantezi, Nebula ve Arthur C. Clarke ödüllerini kazananan Şehir ve Şehir Türkçede.
Avrupa’nın kıyıda köşede kalmış bir şehri olan Besźel’de bir kadın cesedi bulunur. Bu olay, başta, Ağır Suçlar Birimi müfettişi Tyador Borlú’ya sıradan bir cinayet gibi gelir. Ama soruşturma ilerledikçe, kanıtlar onu hayal bile edemeyeceği kadar ölümcül planlara götürür.
Borlú, Besźel’den, dünya yüzünde onun kadar tuhaf olan tek metropole gitmek zorundadır. Bu sıradan bir sınır geçişi değil, fiziksel olduğu kadar, ruhsal da bir geçiştir. Bir algı değişimi, görülmeyenin görülmeye başlanmasıdır. Gideceği yer Besźel’in aynısı, rakibi, yakın komşusu zengin ve hareketli Ul Qoma şehridir. Ul Qomalı dedektif Quissim Dhatt’la beraber ve bu geçişle mücadele ederek, komşu şehri yok etmeye ant içmiş aşırı milliyetçilerin ve iki şehri birleştirme hayalleri kuran birleşmecilerin çıkarcı yeraltı dünyasında bulur kendini...
Kafka, Philip K. Dick, Raymond Chandler gibi yazarların, 1984 romanının izlerini taşıyan Şehir ve Şehir, insanı metafiziksel ve sanatsal doruklara çıkaran bir gerilim romanı.
China Miéville
1972 doğumlu genç bir yazar peş peşe yayınladığı romanlarıyla büyük yankılar yarattı, bilim kurgu alanındaki çok sayıda saygın ödüle değer görüldü. Şu anda, fantastik edebiyat alanının “Nobel”i olarak nitelendirilen Arthur C. Clarke ödülünü üç kez kazanan tek yazar olma ünvanını elinde bulunduruyor. Romanları İngilizce dışında başta Almanca, Fransızca, İspanyolca, Japonca, Rusça, İtalyanca ve Çince olmak üzere pek çok dünya diline çevrildi ve çevriliyor.
İlk romanı Kral Fare 1998 yılında yayınlandığında, eleştirmenlerce “İngiliz fantezisinde yeni ve şaşırtıcı bir ses” olarak nitelendirildi. China Miéville, bir eleştirmene göre “gerçek bir büyücü, bir sihirbaz, bilim adamı ve şairin güçlü bir karışımı…”
Miéville’in, büyük bir üretkenlikle peş peşe yayınladığı romanların sayısı 10’u buldu. Miéville, yarattığı fantastik edebiyatı “tuhaf kurgu” (“weird fiction”) olarak tanımlıyor. Fantastik edebiyatı ticarileşmeden ve tutucu klişelerden kurtarmayı amaçlayan Miéville’in politik duruşunu, fantastik romanlarından takip edebilmek mümkün. Marksist tutumu, romanlarında olduğu kadar, edebiyatla ilgili kuramsal duruşunda da belirgindir.
Yazarın Türkiyeli okura sunulan üçüncü romanı Şehir ve Şehir’i Türkçeye Mehtap Gün Ayral kazandırdı, editörlüğünü Eda Sezgin üstlendi, kapak tasarımı ise Savaş Çekiç’e ait.
Kitap, yazarın daha önceki iki kitabı Kral Fare ve Perdido Sokağı İstasyonu gibi yine Yordam Kitap’tan çıktı.


Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

MATBAALICIĞIN TARİHİ YAZILDI

Gökhan Akçura’nın çalışması, bugüne kadar yayıncılık tarihinin sınırlı bir parçası olarak ele alınmış olan Cumhuriyet dönemi matbaacılık tarihini ayrıntılarıyla aktarıyor.


    

    Tarih Vakfı, BASEV (Basım Sanayii Eğitim Vakfı) ve Yapı Kredi Yayınları işbirliğiyle piyasaya çıkarılan Cumhuriyet Döneminde Türkiye Matbaacılık Tarihi (CDTMT) kitabı araştırmacı Gökhan Akçura tarafından kaleme alındı.
Cumhuriyet Döneminde Türkiye Matbaacılık Tarihi (CDTMT) kitabı, Cumhuriyet öncesi matbaacılık tarihini özetleyerek başlıyor. Ardından Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu ve İstanbul matbaalarının durumunu ele alınıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarını belirleyen bu dönemin, savaş koşullarının getirdiği yıpratıcı etkiler nedeniyle güçlü bir miras bırakmadığının altını çiziliyor. Ayrıca Cumhuriyet’in matbaacılık serüveninin ilk önemli belirleyici etkeni olarak 1928 sonuna tarihlenen Harf Devrimi’ni gösteriyor. Dünyada benzeri görülmeyen bir hızda gerçekleştirilen bu kökten değişimin sonunda matbaalar ve yayın organları büyük bir sarsıntı geçiriyorlar. Ancak devlet desteğini de arkasına alan matbaacılık sektörü bir süre sonra kendini toparlıyor. Bu dönemin altı çizilmesi gereken bir diğer olgusu ise, devlet eliyle kurulan matbaalar... Devlet matbaaları, hızla yeni bir ülke kurma yolunda ilerleyen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin basım yayın alanındaki motorları olarak karşımıza çıkıyor.
Kitap, önce Cumhuriyet’in ilk çeyrek yüzyılına odaklanıyor. Bu yıllarda matbaacılık alanındaki özel sektör firmaları genellikle İstanbul’un Babıali semtinde toplanıyor. Bir bölümünün geçmişleri Osmanlı’ya uzanan bu matbaaların çoğu küçük ve orta ölçekte kuruluşlar. Daha büyük çapta matbaalar ise gazetelerin kendi bünyelerinde kurulmuş. Akçura, kitabında tipo matbaacılığın egemen olduğu bu dönemi ayrıntılarıyla ele alıyor. Ayrıca Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1932 yılında yaptırdığı bir araştırmanın peşine düşerek Anadolu’daki matbaaların genel bir görünümünü aktarmaya çalışıyor.
Kitapta basım sanayinin en önemli hammaddesi olan kağıdın Türkiye serüveni de detaylı olarak anlatılıyor. Kitapta İzmit’te kurulan ilk kağıt fabrikamız, devletin kağıt tahsisinin yarattığı sorunlar, matbaacıların kağıt ithali için yaptığı çalışmalar ayrıntılarıyla ele alıyor. Tipo döneminin ardından sektöre hakim olan ofset matbaacılık, neredeyse kitabın ikinci yarısının ana konusu. Bu bölüm pek bilinmeyen “ofsetin öncüleri”nin çabalarını aktararak başlıyor.
Cumhuriyet Döneminde Türkiye Matbaacılık Tarihi (CDTMT) kitabının bize gösterdiği gibi, ofsetin kaçınılmaz yükselişi gazeteciliğin de bu yönde köklü bir dönüşüm geçirmesine neden oluyor. Kitabın son bölümünde matbaacılık sektörünün 1980’lerden bugüne uzanan gelişimini özetleyerek çalışmasını noktalıyor.
Akçura’nın çalışması, bugüne kadar yayıncılık tarihinin sınırlı bir parçası olarak ele alınmış olan Cumhuriyet dönemi matbaacılık tarihini ayrıntılarıyla aktarmayı başarıyor. Anılar, makaleler, arşiv malzemeleri ve yaşayan tanıklarla yapılan yüz yüze görüşmelerle zenginleştirilen kitap, görsel yanıyla da öne çıkıyor. Yeşim Demir imzasını taşıyan grafik tasarım yüzlerce görsel malzemeyle konunun daha iyi kavranmasını sağlamayı amaçlıyor.
Kaynak:ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

ÇOCUKLUK DOLU HİKAYELER

Mahir Ünsal Eriş, bir sahilde oturmuş, can sıkıntısından esneyen, kendi çocukluğuna bakıyor; renkli, yuvarlacık, pütür pütür bir çocukluk anlatıyor 'Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde...' ile.


 “Abim Atatürk’ü çok severdi, bense Allah’ı. Babam, annemi ve Galatasaray’ı severdi, annem de Ringo’yu. Babam yorgun bir adamdı. Gündüz vardiyasındayken her gün, çalıştığı taşocağında sanki onca kayayı sırtına vurup ordan oraya sürüklemiş gibi, kalan son canıyla eve gelir, çoğunlukla da tek kanallı televizyonun bitmek bilmeyen ana haber bülteni sona ermeden uyuyakalırdı, akvaryumun karşısındaki ikili koltukta.”
Yaz bitince kalabalığın günbegün seyreldiği, ahalinin biz bize kalıp bıkkınlıkla merabalaşıp mahsunlaştığı, her gürültünün ikindi vakti ağır usul söndüğü bir sahil şehrini düşünün... Boş masaları döven yağmurları, kirlenmiş kıyıları, eprimiş güneş şemsiyelerini... Buna, seksenli yılların sakaletini, iğreti kaygılarını, katıksız korku olan çaresizliğini ekleyin.
Mahir Ünsal Eriş, bir sahilde oturmuş, can sıkıntısından esneyen, kendi çocukluğuna bakıyor; renkli, yuvarlacık, pütür pütür bir çocukluk anlatıyor bize. “Komen! komen!” diye ateş eden oğlan bebelerini, mobiletleri, leblebi tozunu, Kaynanalar Parkı’nı, Kız Meslek’in kızlarını, Klinsmann’ı, Evrenos’u, Allah’ın yanına aldığı iyileri, kale zindanındaki prensesleri resmediyor.
Yoksulluk, hoyratlık, yalnızlık, gamsızlık, kırk mumluk sarı ampulün ışığında belli belirsiz görünüp, kayboluyor. Merhamet, taşraya uğramadan Kaf Dağı’na gidiyor...
Canlı, anlatma iştahıyla dolu yeni bir ses var karşımızda. Eriş, soba boyasıyla boyanmış hikâyeleriyle edebiyat şehrengizinde... Mağlup ama baştan kaybetmişliğini bilen bir hınzırlıkla sırıtıyor okuruna...
'Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde...' İletişim Yayınları'ndan çıktı.

Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

KİTAPLAR PARFÜME GELDİ

KİTAP KOKUSUNU ÜZERİNİZDE TAŞIYIN...
Kitaplara aşık Karl Lagerfald, kağıt kokusunu andıran Paper Passion imzalı parfümünü Ağustos' ta çıkarıyor.

 
 Karl Langerfeald kitaplara olan aşkını işine de yansıttı ve ortaya Paper Passion isimli parfüm çıktı. Ağustos ayında piyasaya sunulacak parfümün çıkış noktasını yeni basılmış kitapların kokusu.

32 sayfalık bir kitabın içine saklanmış olan şişeyle meraklılarına sunulan Paper Passion, parfüm üreticisi Geza Schoen, yayıncı Gerhard Steidl ve wallpaper ile ortaya çıktı.

İçerisinde Karl Langerfeald'ın önsözünün bulunduğu parfüm Ağustos ayından itibaren raflardaki yerini alıcak.
Devamını okumak için tıklayın..

10 YILDIR BEKLENEN ROMAN ÇIKIYOR

Yaşar Kemal'in merakla beklenen kitabı 'Çıplak Deniz Çıplak Ada', sonbaharda yayımlanacak.



Yaşar Kemal merakla beklenen son romanını tamamladı. Hürriyet'in haberine göre, ‘Bir Ada Hikayesi’nin dördüncü cildi olan ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada’ sonbaharda yayımlanacak.
Bir Ada Hikayesi, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alıyor.
Yaşar Kemal’in başta üç kitap olarak tasarladığı romanı ‘Bir Ada Hikayesi’nin ilk cildi ‘Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’ 1998’de yayımlanmıştı. 2002’de ikinci kitap ‘Karıncanın Su İçtiği’ ile üçüncü kitap ‘Tan Yeri Horozları’ art arda çıkmıştı.
Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

SORUN BENDE DEĞİL, SENDE & SORUN BENDEYMİŞ

   






 Hepimiz kafamızın dağılmasını isteriz çoğu zaman ve bu durum özellikle güneşin tenimizi kavurduğu, damla damla, boncuk boncuk terin vücudumuzdan süzüldüğü yaz aylarına denk gelir. Tüm bir kışın yorgunluğunu atmak isteriz. Kafamızı kurcalayan, yoran hiç bir şey düşünmeden... Hayatımızın her alanına yansıtırız bu ruh halini. Tüm önemli işler bir kenara atılır;  kısacıkta olsa nefes almak isteriz böyle zamanlar da... Söyleyecek sözü, verecek mesajı olan kitaplar bu dönemde bu ruh haline pek uygun düşmez. İşte tam bu halimize uygun dizimizin üzerine alıp gülerek, eğlenerek okuyacağımız ''Dizüstü Edebiyatı'' dedikleri kitaplar gelmeli akıllara...Yukarıda resimlerini gördüğünüz, sizlere bahsedeceğim iki kitapta tam bu ruh haline uygun iki kitap...Sıcak yaz aylarında okunacak, çoğu zaman ''aaaa demek ki bu duyguyu hisseden, bu durumu yaşayan bir tek ben değilmişim'', '' benim de başıma gelmişti böyle bir olay'' gibi istemsiz tepkiler eşliğinde okunacak bizlere ait, ilişkilere ait olayların, süreçlerin anlatıldığı birbirinin devamı niteliğinde olan iki kitap...İlk kitabın ismi '' Sorun Ben de Değil, Sende'' uzun süreli bir ilişkinin sonlanmasının ardından yaşananları dile getirmekte. İlişkinin bir tarafı hayatına sözde devam ederken; bocalayan diğer tarafı anlatıyor.(Zaten ilişkiler bu taraf tarafından anlatılmaz mı genelde:) Arkasından gelen kitap '' Sorun Bendeymiş'' biten uzun süreli ilişkiyi olay olay değerlendirmiş bir kitap...Uzun süreli ilişkileri kemiren zamana göndermeler yaparak. Sondan başa doğru yazılmış, yayınlanmış iki kitap. Yormayan oldukça basite indirgenmiş bir üsluba sahip, Kitap okuyor gibi değilde uzun zamandır göremediğiniz yakın bir arkadaşınız ile birlikte şezlonga uzanmışsınız da  size başından geçen bir olayı anlatıyormuş gibi...Kitabı okurken ilişkilere dair yapılan tespitlerin anlatım tarzı, espiriler beni çok güldürdü, çok eğlendim. Yaşarken en sert tepki verdiğimiz olaylar aslında nasıl komikmiş onu anladım. Bakış açısını değiştirdiğimizde tabi...Kitabın mesaj verme toplumu yönlendirme gibi hiç bir kaygısının olmaması insanı rahatlatan başka önemli bir konu sanırım...Sadece hepimizin başına gelen olayları espirili, rahat rahat konuşan birinden dinliyoruz. İnsanın kafasını dağıtacak, sorunlardan uzaklaştıracak, oldukça rahat bir kitap. Bunaldığınız, sıkıldığınız ve düşünmeden sadece nefes almak istediğiniz bir zaman diliminde size eşlik edebilirler. Okunabileceklerden yani, tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar. Kitapsız kalmayın.
Devamını okumak için tıklayın..

OKUNMASI GEREKENLER

   
 Arka Kapak

Rusya, 1855. Otuz yıllık barış döneminin ardından Avrupa'da yeniden savaş rüzgârları esiyor. Kırım'da Sivastopol kenti kuşatılmış, kuzeyde Petersburg abluka altında. Ama dört bir yanda düşmanla savaşan Moskova'da, yaşlanan Çar'ın ölmesini ve kanındaki lanetin çocuklarına geçmesini bekleyen bir kişi var. Ülkeleri giderek gücünü yitirirken aralarındaki gizli bağdan habersiz bir erkekle bir kadın, ortak miraslarıyla hesaplaşmak zorunda. Tamara Komarova, Moskova'da vahşi bir cinayeti ortaya çıkarıyor ve bunun, 1812'den beri şehirde işlenen seri cinayetlerin sonuncusu olduğunu keşfediyor. Sivastopol'daysa Dimitriy Alekseyeviç Danilov, sadece İngiliz ve Fransız Müttefik ordularının silahlarına değil, babasının otuz yıl önce toprağın derinliklerine gömdüğünü sandığı vurdalak'lara karşı da direnmek zorunda kalacak.

"Jasper Kent, Rus tarihi konusundaki engin bilgisi ve usta anlatımıyla, gerçekleri olağandışı bir vampir öyküsüyle harmanlayarak Rus İmparatorluğu'nun alternatif tarihini yazmayı sürdürüyor. XIX. yüzyıl Rus roman geleneğinin özünü yansıtan bu zengin ayrıntılarla örülü roman, vampir öykülerine meraklı olanların yanı sıra Rus edebiyatı tutkunları için de çok çekici."


Yazar:Jasper Kent
Çevirmen:Samim Sakacı

Sayfa Sayısı: 552
Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları


Arka Kapak

Caz… İçki… Erkekler
Bu tehlikeli bir karışımdır.
Her kız sahip olamadığını arzular. On yedi yaşındaki GLORIA CARMODY bir flapper gibi yaşamak istiyor bununla birlikte gelen, kısa saçları, sigarayı ve müzik dolu geceleri de. Artık, Chicago'nun en nüfuzlu ailelerinden birinin oğlu olan Sebastian Grey'le nişanlandığına göre, Gloria'nın parti günleri daha başlamadan bitmek zorunda...
Yoksa değil mi?
Gloria'nın temiz ve uslu kuzini Clara Knowles, bu yüksek sosyete düğününde bir pürüz çıkmasın diye yardıma geldi ama Clara da göründüğü kadar masum değil. Onun da, gizli tutmak için her şeyi feda edebileceği ufak, kirli sırları var...
Gloria'nın cemiyetteki en iyi arkadaşı LORRAINE DYER, Gloria'nın gölgesinde yaşamaktan bıkkın. Lorraine'in kıskançlığı umutsuz bir öfkeye dönüştüğünde, artık kimse güvende olmayacak. 
Ve sonunda birileri çok üzülecek...
Yazar Jillian Larkin'in ilk kitabı Fettan, her şeyin değiştiği, 1920'lerin en hareketli döneminde geçen seksi, tehlikeli ve son derece 
romantik bir serinin de ilk kitabı.


Yazar:Jillian Larkin
Çevirmen:Aslı Ağca

Sayfa Sayısı: 408
Dili: Türkçe
Yayınevi: Epsilon Yayınları


Arka Kapak

Tanrı Daima Tebdil-İ Kıyafet Gezer
Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git 
Hayatını değiştirecek roman bu işte!
Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

"Laurent Gounelle bir mutluluk fabrikatörü... Eğer mutluluğun bir reçetesi varsa, Gounelle o reçeteyi biliyor olmalı."
Le Figaro

"Yeni Coelho." 
L'Express

"İnsanın kendini arayışı ve başkasını anlaması hakkındaki bu benzersiz roman, kendine güven ve özgürlük üzerine işe yarar tavsiyeler veriyor."
France Soir

"Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap. Hem iyi bir kişisel gelişim kitabı hem de güzel bir roman. Bayıldım!"
Critiques Libres

"Sonuna kadar gizemini koruyan, mizahi ve şiirsel bir roman." 
L'est-éclair


Yazar:Laurent Gounelle
Çevirmen:Işık Ergüden

Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus


Arka Kapak

Ve Adem elmayı yedi...

İnci Sözlük serisinin İnsanlığa Lanet isimli çok satan ilk kitabının ardından Serkan İnci ve Umut Kullar beklenen yeni kitaplarıyla fanlarının karşısında!
Bir inci sözlük kitabı
KAHPE!


Yazar:Serkan İnci - Umut Kullar

Sayfa Sayısı: 104
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altıkırkbeş Basın Yayın


Arka Kapak

Korkunç bir katil işbaşında. Hedefinde ise kadınlar var, ama sadece hamile kadınlar...


Gülümsedi. İşte ruh oradaydı, kadının içinden gelen yaşam gücü. 


Kadının ruhunu almak yerine bebeğini alıyordu.


Korkunç bir katil işbaşında. Hedefinde ise kadınlar var, ama sadece hamile kadınlar... Önce onları uyuşturuyor, sonra karınlarını kesip doğmamış bebeklerini alıyor. 


Dedektif Phil Brennan, cinayet mahallini gördüğünde dünyanın en vahşi katillerinden biriyle karşı karşıya olduğunu anlamakta gecikmiyor. Sevgisiz büyüyen Phil kötülüğü tanıyor, ama yaşadığı hiçbir şey bu gördüklerinden daha korkunç olamaz... 

Polis teşkilatının yardım isteği üzerine soruşturmaya dahil olan psikolog Marina Esposito ise, bir süre önce Phil ile yaşadığı aşkı bir kenara bırakmak zorunda. Çünkü başka bir hamile kadını daha öldürmeden önce katili bulmaları gerekiyor… Üstelik Marina da karnında bir bebek taşıyor.


Yazar:Tania Carver

Sayfa Sayısı: 486
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap


Arka Kapak

Bizi kuşatan ve anlamlarıyla anlamlandırmaya çalışan bunca şeyden kaçı gerçekten var olmayı hak ediyor? Altkültür yahut alternatif bakış içinde hangileri modernle barışık? Bildiklerimizi yaşadıklarımızla sınırlıyorsak eğer, bedenimiz dışında cahil sayılmaz mıyız? Yol göstericilerimiz kitaplar, filmler, müzikler hakkında yeteri kadar aydınlandık mı acaba? Peki ama, ya delirdiysek ve tüm bu karmaşa aslında bizi iyileştirmek için kurgulandıysa?

O zaman bir defter tutmak gerekir: Kentle, tabiatla, esrimeyle örtüşen bir defter. Açıklama defteri. Seyir defteri. Sırların döküldüğü bir mermer defter.

küçük İskender, Bir Delinin Ot Defteri'nde baygın düşerken gözlemlediklerini, öğrendiklerini okurla paylaşıyor. 'Ben o defteri çoktan kapattım' diyenlere yeni bir defter armağan ediyor. 

Kitapları kapatalım, hayat yazılı yapacak! 


Yazar:Küçük İskender

Sayfa Sayısı: 176
Dili: Türkçe
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Devamını okumak için tıklayın..

YAŞAR KEMAL BEYAZ PANTOLON


VİDEO İÇİN TIKLAYIN...



                                                                                           
Devamını okumak için tıklayın..

''BU SESSİZLİK KADINLARA ZARAR VERİYOR''

Elif Şafak, Guardian'da yayınlanan 'Bu sessizlik kadınlara zarar veriyor' başlıklı yazısında, ''Sözün yitirildiği noktada, eleştirel fikirler açıkça ve özgürce paylaşılamaz; sessizliğin zararı ise demokrasiye, dolayısıyla da kadına olacaktır" dedi.


    

BBC Türkçe
Yazar Elif Şafak, İngiltere'de yayımlanan Guardian gazetesine yazdığı makalede Türkiye'deki kürtaj ve sezaryen tartışmalarıyla ilgili görüşlerini dile getirdi.
"Bu sessizlik kadınlara zarar veriyor" başlıklı yazısında Şafak, kadınların kendi vücutları üzerindeki iradelerinin Türkiye'de tartışılmamasına vurgu yaparak kutuplaşan toplumda karşıt taraflar arasında hemen hiç diyalog olmamasını eleştirdi.
Kürtajın 1983'te yasallaştığını belirten Şafak, kadın sorunlarını parlamentoda gündeme getirecek şekilde kadın temsiliyetinin olmadığını; yerel ve ulusal düzeyde politikanın erkek egemen bir alan olarak kaldığını vurguladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Mayıs ayında yaptığı konuşmasında kürtajı suç olarak nitelemesi ve sezaryenle yapılan doğumlara karşı olduğunu belirtmesinin, kadının vücudu ve üreme hakları konusunda tartışmalara yol açtığını blirten Şafak, kürtajın yasaklanmasına yönelik olası girişimlere karşı ülke çapında yükselen tepkiler sonucunda bu konuda herhangi bir adım atılmadığını; ancak Türkiye'nin doktor tavsiyesi dışında sezaryenle doğum yapmanın cezalandırılacağı ilk ülke haline geldiğini vurguladı.
Türkiye'de devlet hastanelerinde yüzde 40'a, özel hastanelerde ise yüzde 67'ye varan sezaryen oranlarının gözden geçirilmesi gerektiğini teslim eden Şafak şu noktaya dikkat çekiyor:
"Anlaması güç olan, kadınların kendi bedeni üzerindeki söz hakkının Türkiye'de tartışılma şekli, daha doğrusu tartışılmamasıdır. Ülkede Osmanlının son dönemlerine dayanan güçlü bir kadın hareketi olageldi. Fakat kadınlar ancak şimdi müktesep haklarının bir gün ellerinden alınabileceğini anlamaya başladılar. Kürtaj hakkına yönelen son tehditlerin de gösterdiği gibi, toplum hayli kutuplaşmış halde ve karşıt taraflar arasında diyalog yok..."
Farklı kesimler arasında yapıcı bir görüş alışverişi sağlanamadığından dem vuran Şafak, yazısını şöyle noktalıyor:
"Laikler bireysel özgrülüklerin yitirilmesinden korkuyor, muhafazakarlar ise haksız yere gericilikle suçlandıklarını düşünüyor. Kadın hareketi ile hükümet arasında, Kemalistlerle liberaller arasında, Kürtlerle Türkler arasında, Sünnilerle Aleviler arasındaki mesafe öylesine büyük ki, yapıcı bir görüş alış verişinde bulunmak zor. Sözün yitirildiği noktada, eleştirel fikirler açıkça ve özgürce paylaşılamaz; sessizliğin zararı ise demokrasiye, dolayısıyla da kadına olacaktır."
Devamını okumak için tıklayın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...