''ÇOLUK ÇOCUK'' DEVAM EDECEK


Patti Smith otobiyografik kitabı 'Çoluk Çocuk'a bir devam kitabı yazacak. Smith, yeni kitap hakkında, "Daha çok müzik hakkında olacak" dedi.



 Patti Smith, 2010 yılında çıkardığı ve Türkiye'de de Domingo tarafından yayımlanan "Çoluk Çocuk" kitabının devamını yazmayı planlıyor.
Smith, fotoğraf sanatçısı Robert Mapplethorpe ile yaşadığı gençlik anılarını anlattığı "Çoluk Çocuk"un devamı hakkında, "Yeni kitap daha çok müzik hakkında olacak," diye konuştu.
Çok 'Rock'n Roll' bir hayat yaşamadığını, alkole, sekse ve uyuşturucuya düşkünlüğü olmadığını söyleyen Smith, "Müziğim sayesinde dünyayı gezdim. Bu sayede anlatacak çok hikaye edindim kendime," dedi. 


Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..
   2012'Yİ ÇİZEREK ANLATTI: HER ŞEY          
       OLUR

Her hafta gündeme dair görüşlerini özgün dili ve çizgisiyle aktaran Penguen dergisi çizerlerinden Cem Dinlenmiş'in, köşesinden derlediği ve kişisel notlarıyla zenginleştirdiği kitabı 'Her Şey Olur 2012' okuyucuyla buluşuyor. 



Penguen dergisi çizerlerinden Cem Dinlenmiş'in, her hafta gündeme dair çizimlerinin yer aldığı 'Her Şey Olur' köşesinden derlediği ve kişisel notlarıyla zenginleştirdiği kitabı 'Her Şey Olur 2012', 17 Aralık'tan itibaren okuyucuyla buluşuyor.
Dergideki köşesinde her hafta gündeme dair görüşlerini özgün dili ve çizgisiyle aktaran çizer Cem Dinlenmiş, bu yıldan derlediklerini, notları ve yayımlanmamış eskizleriyle de genişleterek okuyucuya 365 günlük bir 'hafıza defteri' sunuyor.
'Her Şey Olur 2012'; Türkiye'de ve dünyada olup bitenleri kimi zaman kendi içinde kimi zaman da birbiriyle ilintilendirerek renkli, illüstratif, eğlenceli ve kısa da olsa sıra dışı bir zaman yolculuğu vaat ediyor.
Getto Basın Yayın'dan çıkan Peng! Yayınları serisinde yer alan 'Her Şey Olur 2012', 80 sayfalık bir 'olaylar dizisi'yle; gerek kompozisyonları gerek notları gerekse grafik yaklaşımıyla; yeni bir çizgi dilini işaret ediyor okuyucuya...
Daha önce de aynı adlı köşenin dört yıllık bir derlemesini yayınlayan 1985 doğumlu Cem Dinlenmiş, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümü mezunu. 2006 yılından bu yana çizimleriyle her hafta Penguen’de iki ayrı köşe hazırlayan genç sanatçı, ayrıca bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında pek çok karma ve kişisel sergide yapıtlarıyla da yer aldı.


Kaynak:ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..
  SEDAT SİMAVİ EDEBİYAT ÖDÜLÜ                          
          AHMET CEMAL'İN 

Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nün bu yılki sahibi, Ahmet Cemal oldu.



Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2012 Sedat Simavi Ödülleri’ne değer görülen sanatçı, gazeteci, yazın, spor ve bilim insanlarına verilecek ödüller açıklandı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin kurucu başkanı Sedat Simavi adına 36 yıldan bu yana sürdürülen ödüllerin, bu yılki sahipleri açıklandı. 2012 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nün sahibi, geçtiğimiz Eylül ayında okurla buluşan Lanetlenmiş Ağustosböcekleri’nin yazarı Ahmet Cemal oldu.
Yazarın yeni denemelerini topladığı Lanetlenmiş Ağustosböcekleri, edebiyattan sinemaya, tiyatrodan resme, çeviri uğraşından politikanın sanata etkisine dek uzanan yazılardan oluşuyor. Kültür hayatımızın son on yılında yaşanan olayları, tartışmaları, gündem oluşturan konuları günü gününe ele alan, ama güncelle asla sınırlı kalmayan yazılar bunlar... Cemal, yaşamın getirdiklerinden, okuduğu bir kitaptan, katıldığı bir tartışmadan yola çıkarak insanı her çağda, her yaşta ilgilendirecek sonuçlara varıyor.
Ödüller 25 Aralık Salı günü saat 19.30’da The Marmara Taksim Oteli'nde düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.

Kaynak:ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..

       ''KENDİNE DUYULAN AŞK İNSANIN                       
                    SONUNU GETİRİR''

'Keşke Gerçek Olsa', 'Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey', 'Özgürlük İçin' gibi kitapların yazarı Marc Levy ile aşk ve edebiyat üzerine bir söyleşi...





Marc Levy, bol ödüllü başarılı ama kendi ifadeleriyle mütevazi ve içe kapanık bir yazar. Yazdığı kitaplardan üçü sinemaya aktarıldı. Son aylarda yeni kitabı üzerinde çalıştığını öğrendiğimiz ünlü Levy, ntvmsnbc’nin sorularını cevapladı:
Hikayelerinizde ulaşılması zor ya da imkansız aşkları yazıyorsunuz. İmkansız aşkta size bu kadar çekici gelen nedir? 
‘‘Sonsuza dek mutlu yaşadılar’’ cümlesi ile bir kitaba başlamak daha zor. Bu aslında aşk ve imkansızlıklar ile ilgili değil, aşkın karmaşıklığı ile ilgili. Eğer aşk yüzyıllar boyunca birçok yazar, ressam, heykeltraş, müzisyen, yönetmen için bir ilham kaynağı olduysa bunun sebebi aşk hissinin ve ifadesinin karmaşıklığının sınırsız bir keşif alanı olmasıdır. Asıl ilginç olan bir karakterin aşkın evrimlerine nasıl boyun eğdiğini izlemek.
Bir insanı aşkın hangi hali yok edebilir? 
Kendine duyduğu aşk bir insanın sonunu getirebilecek tek aşk şekli bence. Ayrıca büyük hayal kırıklıklarında kişinin kendini gönüllü olarak acı çekmeye çarptırdığını ve o acıyı yaşadığını hissetmenin bir yolu olarak kullandığını düşünüyorum. Bence en kötü aşk durumları bile biraz öz saygı meselesidir. Kendinizi hangi sebeplerle ne kadar ortaya koymak istediğinizdir. Ama kesinlikle hala inanıyorum ki kendinize duyduğunuz aşk en yok edici olanıdır. Sizi tek başınıza haysiyetinizi bitirecek kadar hayal dünyasına sürükleyebilir.
Hikayelerinizde sizden bir şeyler var değil mi? 
Ben çok utangaç ve kapalı biriyim. Bu doğrultuda kendimi akılda kalacak bir karaktere dönüştürmem imkansız. Bana göre biri yazarken gizliliğinin izin vermediği şeyleri sesli söyleyebilmek için kağıda döküyor. Bazı yazarların kendilerini, düşüncelerini yaptıkları işlere aktardıklarını gözlemliyorum ve ben hiçbir zaman kendi hayatımda kendimi merkeze koymayı beceremedim. Ben başkalarını merak ediyorum. O yüzden başkaları hakkında konuşmak kendim hakkında konuşmaktan daha ilgi çekici geliyor. Ama yıllar geçtikçe kelimelerin ardına saklanmak daha da zorlaşıyor. Ve bazı karakterleri tekrar okuduğumda kendimi onlara biraz daha yakın hissediyorum. Son zamanlarda yazmış olduğum ve tesadüftür ki konusu İstanbul’da geçen bir kitabımda (The Strange Journey of Mr. Draldry) kendimi ana karaktere çok yakın hissettim. O karakterin benim yaşamımla bağlantısı olmasa bile. Yani otobiyografik bir durum yok ama bazı duyguları, hisleri ve düşünceleri bana çok yakın geldi. Inanıyorum ki içe kapanık olduğunuzda birkaç farklı karakterde kendinizi görebiliyorsunuz.
Hiç tecrübe edebileceğinizi düşünmediğiniz bir hikaye yazdınız mı? 
Entelektüel olarak cevaplıyorum: Hayır. Ahlaki olarak cevaplıyorum: Hayır.
İyi yazar tanımınız nedir? 
İyi bir yazar kolaylıkla kendini bir kadın ya da adamın yerine koyabilmeli. Androjen olmanın yanında iyi bir yazarın yaşı da olmamalı. Bir anda yaşı çok büyüyebilmeli ve gerekirse bir çocuk olmalı. Çünkü yazan insan bir bukalemundur. Benim için bunun en genel tanımı; konuşmaktansa dinlemeyi seven, odak noktası olup göstermektense gözlemleyen olacaktır. Hayatın kendisi dünya çapındaki bütün yazarlardan daha fazla hayal gücüne sahip. Ona bakıp, onu izleyip ilham kaynağına döndürmek için alçakgönüllü olmak gerekiyor.
'Keşke benim kalemimden çıkmış olsaydı' dediğiniz eserler var mı? 
Binlerce! Sadece bir tanesini söylemek çok zor. Birini unutursam üzülürüm. O yüzden isim vermeden belki çok fazla olduklarını söylemek daha doğru. Bu aynı zamanda yazma sürecindeyken okuyamamamın da sebebi. Çünkü kitap yazma süreçlerimde hayran olduğum yazarların kitaplarını okursam o süreç çalışmalarımın hepsini çöpe atmamla sonuçlanabilir. Yani, evet çok çok fazla hayranı olduğum eser var.
O zaman şöyle sorayım, yazar olarak ekolünüz kimler? 
Tahmin edersiniz ki çok fazla var. Ama en kalın çizgilerle kendini belli eden ekollerim Ernest Hemingway, Jacques Prévert, Antoine Audouard, Romain Gary, Panuk, Salinger, Steinbeck, St Exupery… Ama tekrar söylüyorum, çok çok fazla ekolüm var.
Türk edebiyatını takip ediyor musunuz? Okuduğunuz Türk yazarlar var mı? 
Açıkçası Türk edebiyatını takip ediyorum dersem yalan söylemiş olurum. Yeteri kadar Türk edebiyatına hakim değilim Ama dünyadaki bir çok okur gibi ben de Orhan Pamuk’un kitaplarını özenle okuyorum. Çalışmalarına gerçekten hayran olduğumu söyleyebilirim. Hatta bir önceki soru için verebileceğim isimlerden biri de odur.

Sizin de kitaplarınız sinemaya uyarlandı, edebiyat uyarlamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sinema da edebiyat gibi bir hikayeyi anlatmanın yollarından biri. Bir romanın filme adaptasyonu söz konusu olduğunda, bir kitabın 10, 12 hatta bazen 15 saatte sayfalarca anlattığı hikayeyi yönetmen 110 dakikada anlatır. Bir kitap yazdığınızda okuyucuyu okuduğu hikayenin oyuncusu ve yönetmeni olması konusunda cesaretlendirirsiniz. Ama sinema bu hayal gücü özgürlüğünü takipçisine bırakmaz. Her şey önceden hazırlanmış ve dayatılmıştır. Söylenebilecek tek şey, bir sinema eseri ile kitabın karşılaştırılamayacağıdır. Adaptasyonda bile… Adaptasyonun asıl olayı kitabı filme çevirmek değil, kitapta anlatılan hikayeyi sinemada anlatılan biçimde aktarmaktır. Bazı adaptasyonlar aslında yakın ve gerçek bazıları değildir. Ama bunun çok büyük bir önemi yok. Hikaye, anlatıldığı sürece yaşamaya devam eder. Ben kendime kitaplarımın sinema uyarlamaları hakkında yorum yapmayı yasakladım örneğin. İkisinde uyarlama kitaba oldukça uyuyordu. Üçüncüsünde ise zar zor. Ama bunu sorun etmiyorum. Çünkü bu yönetmenin içe kapanıklığı ya da özgürlüğüyle alakalı bir durum. Yani edebiyat uyarlamaları negatif yorumlanması gereken bir şey değil, hikaye anlatıldığı sürece önemli değil.
Sizin kelimeniz nedir? Var mı öyle bir kelime?
Özgürlük.
Peki, ceza almayacağınızı bilseniz hangi suçu işlerdiniz?
Yasadışı herhangi bir eylem için, itiraf edecek kadar bir ihtiyaç hissetmiyorum. Aslında belki gençliğimde özgürlüğünü tattığım ve son 20 yılda gelişerek artan yasaklardan birini çiğnemek olabilir. Bir restoranda sigara içmek, kırsal bölgede dayatılan yüzlerce yasa, kural ve kılavuzun uygun gördüğü değil, kendi istediğim hızda araba sürmek. Ha, bir tane daha var; havaalanında kıyafetlerimi çıkarmamak, eşyalarımı açıp göstermemek ve uçuş öncesi bir büyükanneyi vurup vurmadığım gibi soruları cevaplamamak. Gidip, o hergün karşımıza çıkan minik yasakları bulurdum. Belki bir de… Hımmm yok, bu sonuncuyu kendime saklasam daha iyi.

Kaynak:ntvmsnbc


Devamını okumak için tıklayın..
           
        CHARLES DİCKENS' IN EVİ AÇILDI


Charles Dickens'ın ailesiyle birlikte yaşadığı 4 katlı tuğla ev, 4 milyon 800 bin dolarlık restorasyon çalışmasıyla yenilendi.







İngiliz yazar Charles Dickens'ın Londra'da müze olarak kullanılan evi, restorasyon çalışmasının ardından yeniden açılıyor.
Dickens'ın ailesiyle birlikte yaşadığı 4 katlı tuğla ev, yıllardır bakımsız bir biçimde müze olarak kullanılmasının ardından 4 milyon 800 bin dolarlık restorasyon çalışmasıyla yenilendi.
Eski haliyle hayranlarının akınına uğrayan ancak Londra'ya gelen birçok ziyaretçi tarafından fark edilmeyen evde, Dickens'in 1837 ve 1839 yılları arasında yaşadığı, “Nicholas Nickleby” ve “Oliver Twist” gibi eserlerini yazdığı odalar ziyaret edilebilecek.
Müze müdürü, restorasyon sırasında evin, “sanki Dickens biraz önce çıkmış” gibi görünmesini amaçladıklarını söyledi.
10 Aralık Pazartesi ziyaretçilere açılacak olan Dickens Müzesi'ni yılda yaklaşık 50 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.




                            
Devamını okumak için tıklayın..
KİTAPLAR KONUŞUYOR SİZLERİ BEKLİYOR...



BİZE SEVDİĞİNİZ UNUTAMADIĞINIZ KİTAPLARINIZIN YORUMLARINI, SİZE AİT ÖYKÜ, DENEME GİBİ YAZILARINIZI GÖNDERİN YAYINLAYALIM.

YAZILARINIZI ALTINA İSİM SOYİSİM İLE BİRLİKTE kitaplarkonusuyor@gmail.com ADRESİNE GÖNDEREBİLİRSİNİZ.
Devamını okumak için tıklayın..
LONDRA' NIN '' ODAK ÜLKE'Sİ TÜRKİYE


2013 yılında gerçekleştirilecek Londra Kitap Fuarı'na Türkiye Odak Ülke olarak katılacak.







Türkiye, Londra Kitap Fuarı'na Odak Ülke (Market Focus Country) olarak katılacak. Türkiye'deki yayıncıların uluslararası alanda işbirliklerini geliştirmelerine ve sektörün daha rekabetçi bir yapıya kavuşmasına destek olmak amaçlayan kültürel etkinliklerin bir bölümü de British Council tarafından Türkiye'de gerçekleştirilecek.
Etkinliklerden ilki olan Yazarlar Turu, 2-9 Mart tarihleri arasında İstanbul ve Konya'da yapılacak. 2012 yılında 41. yılını kutlayan Londra Kitap Fuarı, önümüzdeki yıl 16-18 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek ve Türkiye Odak Ülke sıfatını Çin'den devralacak. Türkiye ulusal standında başta Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın çıkardığı yayınların yanısıra özel yayınevlerinin son dönem yayınlarından toplam 2.000 kitap sergilenecek. Ulusal Komite'nin davetlisi olarak konuşma yapacak olan isim ise Hakan Günday.
Mart ayında gerçekleşecek etkinlikler kapsamında konuşma yapacak isimler arasında İdefix Genel Müdürü Mehmet İnhan da yer alıyor. İnhan, Türkiye'de okurun tercih ettiği, son dönemde adından sıkça söz ettiren kitaplar ve Türkiye'de kitap satışlarını nelerin etkilediği gibi konulara değinecek.
Londra başta olmak üzere Britanya'nın farklı bölgelerinde düzenlenecek kültür, sanat ve edebiyat etkinlikleri ile yayıncıların ihtiyaç duydukları işbirliklerini oluşturmalarına fırsat vermeyi amaçlayan Londra Kitap Fuarı ile ilgili daha geniş bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

                                                                                                         Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..
TARİHİN EDEBİYATA NOTU NE OLACAK?


SabitFikir, Kasım sayısında 'Edebiyat tarihe, tarih edebiyata nasıl notlar düşecek?' sorusunun cevabını arıyor.



İnternetin en çok okunan edebiyat eleştiri sitesi Sabitfikir.com'un matbu versiyonu olan SabitFikir’in Kasım sayısı, birbirinden beslenen iki disiplin olan edebiyat ve tarihin ölümsüz ilişkisine ayna tutuyor.
Sibel Oral’ın kaleminden çıkan dosya, tarihi çalkantılarla dolu olan ülkemizde özellikle son on yılda değişen siyasi ve toplumsal şartların edebiyata nasıl etki edeceğini irdeliyor. Dosya, Oya Baydar, Cemal Şakar, Mehmet Güreli, Cem Erciyes, Ersan Üldes, Mehmet Eroğlu, Ahmet Ümit gibi isimlerin görüşleriyle daha da güçlü hale geliyor.
Gelecekteki edebiyata dair merak uyandıran her nokta Sibel Oral’ın notlarıyla SabitFikir’in kasım sayısında ele alınıyor.
Özgün Uçar da her zamanki gibi sokaktan seslenerek toplumsal olaylardan beslenen edebiyatta politikanın yerini vatandaşa soruyor. Aysu Önen ise Kararsız Okur’da siyasetin edebiyattaki yerini kendi üslubuyla inceliyor. Köşe her zamanki gibi Sedat Girgin’in çizimleriyle eğlenceli bir edebiyat gezisine dönüşüyor.
SabitFikir’in kasım sayısında Hasan Cömert, Ahmet Büke ile linç kültürünü konuşurken, Mert Tanaydın Dünyadan’da “narkotik romanlar”ın gelişimini inceliyor. Melisa Kesmez ise geçen ay Nobel edebiyat ödülüne değer bulunan Çinli yazar Mo Yan'ı anlatıyor.
Keşfet bölümünde bu ay gazeteci Pınar Öğünç kendi el yazısıyla önerilerini paylaşan isim. Elif Tanrıyar Kelebek Etkisi’nde kış kitaplarını mercek altına alırken; “Dünyadan Eleştiri” köşesinde, “bir Rowling hikayesi” anlatılıyor.
A. Ömer Türkeş, Özgün Uçar, Nazan Maksudyan, Burcu Arman, Hande Öğüt, Bedia Ceylan Güzelce, Hayati Roman, küçük İskender, Nafer Ermiş, Aykut Ertuğrul ve Aysu Önen gibi pek çok ismin eleştiri yazılarının da bulunduğu SabitFikir’in kasım sayısında Ceyhan Usanmaz, cinayet, aşk, gerilim ve korku dörtlüsünü konu ediyor.
Kapak illüstrasyonunu Selçuk Ören'in yaptığı dergide, edebiyat ve yayıncılık dünyasından haberler ile düşünce özgürlüğü bülteni de yer alıyor. Bu ay dergiye çizgileriyle katkıda bulunan diğer isimler ise Kaan Bağcı, Güneş Engin, Onur Atay ve Şeyda Ünal.
Yayın yönetmenliğini Elif Bereketli'nin yaptığı SabitFikir, Idefix ve Prefix paketleriyle ücretsiz. SabitFikir’in içeriğini ve daha fazlasını www.sabitfikir.com adresinde bulmak mümkün.

                                                                                                          Kaynak: ntvmsnbc
Devamını okumak için tıklayın..
PAMUK'UN YENİ ROMANI:KAFAMDA BİR TUHAFLIK


Orhan Pamuk, 'Kafamda Bir Tuhaflık' isimli yeni bir romanında 1960'lardan, 2000'li yılların başına uzanan bir hikaye ile bir işportacıyı anlatacağını kaydetti.



Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, İngiltere'nin başkenti Londra'da "Silent House" adıyla, Robert Finn tarafından Türkçe'den İngilizce'ye yeni çevrilen "Sessiz Ev" romanıyla ilgili edebiyat söyleşisine katıldı.
Çok sayıda konser ve sanat etkinliğinin düzenlendiği Southbank Centre, Queen Elizabeth Hall'daki Pamuk söyleşisine ilgi yoğundu.
30 yıl önce kaleme aldığı "Sessiz Ev" romanından birkaç pasaj okuyan ve kitabının konusuyla ilgili bilgi veren Pamuk, "Bu kitabı 1980'deki askeri darbesinden hemen sonra yazdım. Aslında bu dönemde başka bir kitap daha yazıyordum ve bu siyasi bir kitaptı. Ancak bu kitap çok radikaldi ve askeri darbeden sonra bu kitabı bitiremeyeceğimi fark ettim. Bu kitabı yarıda bıraktım ve bu kitap hala evimde bir çekmecede duruyor" diye konuştu.
Bazı romanlarının siyasi olup olmadığına ilişkin ise Pamuk, "Romanlarımla ilgili hiçbir zaman sorun yaşamadım. Ancak konuşmalarım, röportajlarımla ilgili sorun yaşadım" dedi. Orhan Pamuk, söyleşiyi dinleyenlerin sorularını da yanıtladı.
Pamuk'un yeni romanı: Kafamda Bir Tuhaflık'Yeni projelerine ilişkin bir soru üzerine Pamuk, "Kafamda Bir Tuhaflık" isimli yeni bir roman yazdığını kaydederek, bu romanında 1960'lardan, 2000'li yılların başına uzanan bir hikaye ile bir işportacıyı anlatacağını kaydetti.
"Türkiye'de cezaevlerindeki açlık grevlerine ilişkin ne düşündüğünün ve bu grevlerinin nasıl sonuçlanacağını tahmin ettiğinin" sorulmasına üzerine ise yazar Pamuk, "Kolay bir şekilde sonuçlanacağını düşünmüyorum. Ancak, bu konulara şu anda girmek istemiyorum. Bu konuya, kolay bir çözüm öngörmüyorum" yanıtını verdi.
Pamuk soruları yanıtlarken, Türk romancı Ahmet Hamdi Tanpınar'a olan hayranlığını dile getirdi ve Tanpınar'ın kahramanı olduğunu söyledi.
Söyleşinin ardından yazar Orhan Pamuk, uzun bir kuyruk oluşturan hayranları için kitaplarını imzaladı.
Devamını okumak için tıklayın..
''YAZMAK DİRENMEKTİR''

Ulus Baker “Yazı”sını, akışları, kazaları, olayları biriktiren, gösteren, kaydeden bir “Dolaylı Eylem” makinesi olarak kuruyor: “Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.”


“Uzakdoğu uygarlığında ‘şiddet’ fikri çok farklıdır; ‘doğrudan eylem‘ dışlanır ‘dolaylı eylem’ övülür. En iyi tahsildar Çin’de en iyi vergi toplayan değil, vergi toplarken en az can yakandır; en iyi komutan en iyi savaşan değil, döneminde pek mesele çıkmayacak kadar talihli olandır... Bu Batı’nın erdem sorunsalıyla karşıt bir durum: Aristo’da erdem kendi alanında başarıyla ölçülürdü ama başarı tanımlanmış bulunan işini iyi yapmaktı... Doğrudan eylem; Batı uygarlıklarında kuru tarım, topyekûn hasat; dolaylı eylem, Çin tarımı, entansif; musonları bekler, tek tek bütün pirinç saplarıyla ve taneleriyle uğraşır... Batı tıbbı; kesme, dikme ve delme; Çin tıbbı, uzaktan, yakma ve akupunktur... Batı’da kürek, Uzakdoğu’da yelken... Batı’da sürü-kitle çobanlığı, Uzakdoğu’da çobanlık yok –daha doğrusu manda çobanı çocuklar– genellikle sürünün kaplan tarafından kapılmalarını engeller...”
Ulus Baker “Yazı”sını, akışları, kazaları, olayları biriktiren, gösteren, kaydeden bir “Dolaylı Eylem” makinesi olarak kuruyor: “Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.” Aralıklı ve süreksiz figürlerin makinemsi düzenekleriyle kesilen sürekli içerik ve ifade akışları sistemi olarak yazı… F-Tipi’nden, ölüm oruçlarına, 11 Eylül’den muhafazakârlığa, dilin totaliterliğinden aileye yazı makinesini çalıştırıyor.
Dolaylı Eylem, üç bölümden oluşuyor: Eylem Felsefesi [Akışlar], Arıza Felsefesi [Kazalar], Olay Felsefesi [Olaylar].
Dolaylı Eylem, Birikim Yayınları etiketiyle kitapçılarda.
Devamını okumak için tıklayın..
ÇEVRİLEMEZ DENİLEN KİTAP TÜRKÇEDE




Başka bir dile çevrilemez denilen 'Vergilius’un Ölümü', Ahmet Cemal çevirisiyle ilk kez Türkçede.


20. yüzyılın en büyük yazarlarından Avusturyalı yazar-filozof Hermann Broch’un başyapıtı olan ve “neredeyse çevrilemezliği” ile ünlenen Vergilius’un Ölümü Türkçede.
Broch’un 1935 yılında yazmaya başladığı Vergilius’un Ölümü, batı edebiyatında ve roman düzleminde sanata yöneltilmiş en temel ve aynı zamanda en acımasız sorgulamalardan biridir. 1945 yılında yayınlanışından kısa bir süre sonra edebiyat dünyasında büyük bir ilgi uyandıran ve 20. yüzyıl edebiyatının şaheserlerinden biri olarak nitelendirilen Vergilius’un Ölümü, Ahmet Cemal tarafından çevrildi. Yaklaşık 40 yıllık bir çalışma sonucu Türkçeye çevrilen eser, orijinal metninde 18 satırlık tek bir cümle ile açılıyor. Ahmet Cemal’in, çevirisini tamamlayabildiği takdirde kendini çevirmen sayacağını ifade ettiği eser, roman türünün başyapıtlarından biridir.
“Broch’un Vergilius’u, bugüne kadar romanın esnek ortamı bağlamında gerçekleştirilmiş en sıra dışı ve en temel deneylerden biri.” Thomas Mann “Vergilius’un Ölümü günümüze kadar Almanca olsun, ya da diğer dillerde yazılmış olsun, en önemli eserlerden biridir.” Stefan Zweig
''Broch, Joyce’tan bu yana Avrupa edebiyatının en büyük romancısıdır ve Vergilius'un Ölümü, Ulysses’ten günümüze kurgunun teknik olarak ne denli ilerlediğinin tek gerçek kanıtıdır…'' George Steiner
“Vergilius’un Ölümü’nde Broch, tıpkı Proust, Joyce ve Musil gibi, şiirden bilgilendirme amacıyla yararlanmak ve felsefeyi sanat boyutuna yükseltmek tutkusundadır. Bilgiye ulaşmak için çaba harcayan sanatçı; eylemci; öğretici; artık hiçbir görev yüklenemeyen bir çağın başlıca temsilcisi; Vergilius’un arkasında Hermann Broch vardır.” Walter Jens
Hermann Broch, 1886 yılında Viyana’da doğdu. Babasının isteği üzerine aldığı mesleki eğitimini, 1907’de tekstil mühendisi olarak tamamladı. İlk edebi yayının tarihi 1913’tür.1927’de yöneticilik yaptığı babasının fabrikasını satıp matematik, felsefe ve psikoloji öğrenimi görmeye karar verdi. İlk romanı DieSchlafwandler yayımlandığında 45 yaşındaydı. 1938’de Avusturya‘da Gestapo tarafından tutuklandı. James Joyce ve arkadaşlarının girişimi sayesinde ABD’ye iltica etti. Aynı yıl yazmaya başladığı Vergillius’un Ölümü 1945’te, bir başka önemli yapıtı DieSchuldlosen 1950’de yayımlandı. 30 Mayıs 1951’de New Haven’de hayatını kaybetti.

Devamını okumak için tıklayın..
YENİ ÇIKANLARI GÖRME ENGELLİLERDE OKUYABİLECEK


Görme engelliler Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan her yeni kitabı, artık herkesle aynı zamanda okuyabilecek.


 Yapı Kredi Yayınları'nın yeni çıkan tüm kitapları raflardaki yerini alır almaz, telefon ve internet yoluyla görme engellilerin hizmetine sunulacak.
Yapı Kredi Yayınları, bir e–kütüphane olan Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı (GETEM), ses ve iletişim teknolojileri uygulamaları alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketi SESTEK işbirliğiyle, görme engelliler bundan sonra Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan her yeni kitaba, herkesle aynı zamanda ister telefon, ister internet yoluyla ulaşabilecek.
Yapı Kredi Yayınları'nın, Koç Holding ''Ülkem İçin Engel Tanımıyorum'' veYapı Kredi ''Engelsiz Bankacılık'' projelerini destekleyen bu çalışması kapsamında görme engelliler, Yapı Kredi Yayınları'nın en yeni kitaplarına ücretsiz olarak iki şekilde ulaşacak.
Metinden sese otomatik dönüştürme teknolojilerinden yararlanıldığı yöntemlerden ilkinde, kitaplar internete bağlı bir bilgisayar ile GETEM'in 7 gün 24 saat ulaşılabilen getem.boun.edu.tr sitesinden dijital ses ile MP3 şeklinde indirilerek dinlenebilecek. İkinci yöntem ise özellikle bilgisayar ya da internet erişimi kısıtlı olan görme engelli kişiler düşünülerek hazırlandı.
7/24 HİZMET
SESTEK'in hazırladığı altyapı ile sunulan bu hizmet ile GETEM'e üye olan görme engelliler ''0 212 276 31 11'' numaralı telefondan yeni çıkan kitaplara 7 gün 24 saat ulaşabilecek.
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen, yeni çıkan kitapların, herkesle aynı anda görme engellilere ulaşabileceği düşüncesi ortaya çıktıktan bu yana heyecanla çalıştıklarını belirtti.
Güngen, Yapı Kredi Yayınları'nın edebiyat, sanat, tarih, felsefe gibi alanlarda yayımladığı yeni kitapları, görme engellilere tüm okurlarla aynı zamanda ulaştırdıkları için mutlu olduklarını vurguladı.
GETEM Direktörü Engin Yılmaz da, Yapı Kredi Yayınları'nın yeni çıkan tüm kitaplarını bilgisayar ortamına aktarıp, raflarda satışa sunulduğu anda sesli olarak görme engellilere ulaştıracak projeye ilişkin şunları kaydetti:
''Boğaziçi Üniversitesi'nde GETEM olarak binin üzerindeki gönüllü okuyucuyla kitap seslendirme çalışmalarına devam etmemize rağmen, her çıkan kitabın hemen görme engelli okuyucusuna ulaşamadığı gerçeğinden yola çıkarak, kitabın matbaa ile aynı zamanda GETEM'e gelmesi için Yapı Kredi Yayınları ile çalışmaya karar verdik. Bir kitabın seslendirilmesinin en az 3 aylık bir zaman aldığını hesaba katarsak, projenin görme engelliler için çok önemli bir fayda sağlayacağını düşünüyoruz.''

Devamını okumak için tıklayın..
'' SODOM'' UN 120 GÜNÜ'NE YASAK KALKTI


Güney Kore, Marquis de Sade'in "Sodom'un 120 Günü" kitabına koyduğu yasağı kaldırdı.


18. yüzyıl Fransız aristokratı Marquis de Sade'ın "Sodom'un 120 Günü" romanına Güney Kore'de uygulanan yasak kaldırıldı.
Güney Kore'deki yayıncılık etiği komisyonunun, yayınevinin protestolarının ardından kitabı yeniden değerlendirdiği ve "insan ihtirasının derinlemesine incelenmesine katkıda bulunacağına" kanaat getirilen romanın dağıtım yasağını kaldırdığı bildirildi.
Yazarın 1785'te kaleme aldığı, ancak 1900'lerin başına dek kadar yayımlanmayan ''Sodom'un 120 Günü'', Kore diline tercüme edilerek Ağustos ayında raflardaki yerini almıştı. Roman, etik komisyonunun kararıyla "şiddetli bir coşkuyu tetiklediği" gerekçesiyle 6 Eylül'de toplatılmıştı.
Halk, "şiddet kaynaklı heyecanı tetiklediğini" savunarak kitabı protesto etmişti. Kitabın yayıncısının ifade özgürlüğünün sınırlandırıldığı yönündeki şikâyetleri üzerine, akademisyenler ve romancılardan oluşan bir grup, gerçekleştirdikleri toplantı sonunda eserin edebi değerini kabul etti ve böylece uygulanan sansür hafifletildi. Kitabın ilk baskısı 1785'te Paris'te yayınlanmıştı.
Devamını okumak için tıklayın..
NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ MO YAN' IN


2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Çinli yazar Mo Yan kazandı. Kariyeri boyunca sansüre maruz kalan Mo Yan, gelmiş geçmiş en ünlü Çinli yazar olarak biliniyor.



2012 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Çinli yazar Mo Yan kazandı.
Nobel komitesi eserlerindeki "evham verici gerçeklik" nedeniyle Mo Yan'ın ödüle layık görüldüğünü belirtti.
Amerikalı yazar William Faulkner'den esinlendiğini kabul eden, roman ve kısa hikaye yazarı Mo Yan, 1,2 milyon dolar para ödülünün de sahibi oldu.
1955'te dünyaya gelen yazar, gelmiş geçmiş en ünlü Çinli yazar olarak anılıyor. Kariyeri boyunca sansüre maruz kalan Mo Yan'ın eserleri birçok kez korsan yollarla okurlara ulaştı.
1987 yapımı 'Red Sorghum' adlı filme ilham veren iki romanıyla Avrupa ve ABD'de ünlenen Mo Yan, Franz Kafka ve Joseph Heller'e Çin'in verdiği cevap olarak niteleniyor.
'Engel ve sansür edebi yaratım sürecini kamçılar'Sabit Fikir'in haberine göre; Mo Yan, Granta dergisinden John Freeman ile yaptığı röportajda romanlarında yer verdiği güçlü kadınlardan, deyim kullanımları ve sözcük oyunlarından, sansürün bir yazar için ne anlama geldiğinden bahsetmişti Yan. Zaman içinde yazdıklarının temalarının değiştiğine de dikkat çeken yazar, Red Sorghum romanını yazdığında 30 yaşına bile gelmemiş olduğunu, bu nedenle geçmişine baktığında daha duygusal davrandığını, oysa 40'lı yaşlarında yazdığı Life and Death Are Wearing Me Off romanında önceden hissettiği duygusallığın, yerini daha mantıklı bir düşünce yapısına bıraktığını söylemişti.
Anavatanı Çin'in geliştiğini ve ilerlediğini, ancak bu esnada ahlaki değerlerdeki çöküşü ve doğaya verilen zararın da arttığını söylediği röportajda, son 30 yıldır ülkesinin geçirdiği değişimleri kitaplarında yazdığını ve edebiyatın önündeki engellerin ve sansürün edebi yaratım sürecini kamçıladığını da belirtmişti.
Çinliler Mo Yan hakkında ne düşünüyor? Offbeatchina.com sitesinin görüşüne göre, Nobel Edebiyat Ödülü Çinliler için adeta bir takıntı haline gelmiş durumdaydı. Nobel'i ülkelerinden birinin mutlaka almasını istiyorlardı; ancak buna rağmen, Mo Yan'ın Nobel alma olasılığına karşı, negatif görüş bildiriyorlardı.
Mo Yan'ın Çin'de, hiç yoksa çok tartışmalı bir figür olduğu çok açık. Kendisi, ülkesinde yasaklı bir yazar. Ancak, öte yandan, baskıcı tutumuyla bilinen Çin aleyhinde tek bir kelime etmişliğini bile bulmak mümkün değil.
SabitFikir olarak, halk onu sevmiyor desek, abartmış olmayız herhalde. Nobel'i alma olasılığı kulaktan kulağa konuşulmaya başlandığında, internet üzerinden yapılan oylamalarda Çinlilerin çok büyük kısmı kendisine karşı oy kullandı. Hatta Nobel'i kazandıktan hemen dakikalar sonra Çin'den yayın yapan İngilizce kaynaklar, kendisinin Nobel'i almak için yeterli olup olmadığını tartışmaya ve elbette sonunda negatif görüş bildirmeye başladılar.
Oysa, söylediğimiz gibi, Mo Yan, Çin'e karşı hiçbir zaman hiçbir kötü söz etmedi. Weibo.com'un aktardığına göre, bir seferinde "Çin'de romancılar üzerinde hiçbir sansür ve baskı bulunmadığını" dahi açıklamıştı.
Frankfurt Kitap Fuarı'nda Çin'in konuk ülke olduğu sene, Mo Yan'ın muhalif yazarlar Dai Qing ve Bei Ling'in yanına oturmayı reddetmişliği de vardı. Kendisine, Çinli entellektüel ve insan hakları savunucusu Liu Xiaobo'nun 11 yıllık cezası sorulduğunda ise, bu konuyla ilgili çok şey bilmediğini ve söyleyecek hiçbir şeyi olmadığını belirtmişti.
Mo Yan, ayrıca Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao'nun 1942 yılında yaptığı ve Çin'de kültür ve sanatın nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini bildirdiği ünlü Yan'an konuşmalarını elyazısı ile kağıda aktarmış ve bu tavrı "Bir 'diktatör'ün konuşmasını bu şekilde kopyalaması özgürlükçü biri olmadığını gösterir" yaklaşımıyla eleştirilmişti.
Geçen yılki Nobel Edebiyat Ödülü'nü İsveçli şair Tomas Transtromer kazanmıştı.
Favori Murakami'ydi
Dünyanın en büyük bahis şirketi Ladbrokes'un verdiği oranlara göre kazanması en muhtemel isim Haruki Murakami olarak görülüyordu. Ladbrokes'un bu yılki tahminleri arasında ayrıca Suriyeli şair Adonis, Hollandalı yazar Cees Nooteboom, Britanyalı yazar Ian McEwan ile söz yazarı Bob Dylan bulunuyordu.
Devamını okumak için tıklayın..
İSTANBUL KİTAP FUARI AÇILIYOR

İstanbul Kitap Fuarı 17 Kasım Cumartesi günü 31. kez kapılarını açmaya hazırlanıyor.


 Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 17-25 Kasım tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 31. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 600 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımı, 200 etkinlik ve yüzlerce imza ile kapılarını kitapseverlere açmaya hazırlanıyor. İstanbul Kitap Fuarı’na yurt dışından 40 ülkeden yayınevleri, telif ajansları ve konuk yazarlar katılacak.

Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu Onur yazarının Gülten Dayıoğlu olduğu ve ana temanın “Çocukluğum Yurdumdur-Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” olarak belirlendiği kitap fuarı birbirinden renkli çocuk etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Fuar süresince Gülten Dayıoğlu’nun katılımıyla çocuk edebiyatı üzerine panel ve söyleşiler düzenlenecek.


Konuk Ülke: Hollanda
Bu sene fuarın ilk dört günü, 17-20 Kasım 2012, açık kalacak Uluslararası Salon kapsamında Hollanda Onur Konuğu olarak yer alacak. Hollanda’dan yayınevlerinin katılımıyla düzenlenecek konuk ülke etkinlikleri kapsamında modern Hollanda edebiyatının önemli isimleri fuarın konuğu olacak. Bunlar arasında Kader Abdollah 17 Kasım Cumartesi, Henk Boom 18 Kasım Pazar günü Ahmet Ümit ile birlikte bir söyleşiye katılacak. Modern Türkiye’nin kuruluşu üzerinde yaptığı araştırmalarıyla tanınan akademisyen-tarihçi Erik Jan Zürcher 18 Kasım Pazar günü Mete Tunçay, Mehmet Ö. Alkan ve Ahmet Demirel’in katılacakları panelde konuşmacı olarak yer alacak.
Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollandalı illüstratör Marit Törnqvist dört gün süresince çocuklara yönelik illüstrasyon atölyeleri gerçekleştirecek. İlköğretim yaş grubuna yönelik düzenlenecek olan atölyelere katılım ücretsizdir.
Uluslararası Salon ve Telif Ajansları Özel Bölümü
Yurt dışından çok sayıda yayınevi fuarın ilk dört günü 17-25 Kasım 2012 tarihleri arasında 10 nolu salonda yer alacak. Bu sene 40 ülkeden yayıncıların katılacağı uluslararası salonda: Almanya, Azerbaycan, Hollanda, Hindistan, İngiltere, İran, İtalya, İspanya, Romanya, Rusya, Suudi Arabistan ve Macaristan’dan yayınevleri bulunuyor. Ayrıca bağımsız edebiyat topluluğu LAF (Literature Across Frontiers) bünyesinde ise 24 ülkeden bağımsız yayıncı, edebiyat topluluğu ve kültür merkezi yer alıyor.
Telif Ajansları özel bölümünde ise Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, İngiltere, İran, İrlanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, İsrail ve Lübnan’nın önde gelen telif ajanları katılacak. Ajanslar dört gün süresince yayıncılarla bir araya gelerek profesyonel buluşmalar gerçekleştirecek.
Fuarın Konuk Yazarları
İstanbul Kitap Fuarı bu yıl özellikle çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen isimlerini ağırlayacak. Fuarın çocuk ve gençlik edebiyatı alanında konukları arasında Erika Bartos, çocukların sevdiği yazarlardan Korky Paul, gençlik ve gotik edebiyatın önemli ismi Jasper Kent, farklı kuşakların sevdiği kahraman Red Kit sergisinin küratörü Didier Pasomonik, Hollanda’lı yazar Joke Van Leewuen fuarın konukları arasında.
Fuarın diğer konukları ise modern İspanyolca edebiyatın önemli isimlerinden Javier Sierra, Macaristan’ın önemli yazarlarından Tibor F. Toht fuarın yazar konuklarından. 32. Uluslar arası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl Uluslararası PEN Başkanı John Ralston Saul ve Hapisteki yazarlar Komitesi Direktörü Sara Whyatt’ı “İfade Özgürlüğü” ile ilgili panele katılmak üzere konuk edecek.
Kitap Fuarı’nın Sergileri
Kitap fuarı bu yıl da önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. TÜYAP tarafından düzenlenen Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu’nun yaşamından kesitlerin olduğu “Bir Yaşamış, Bir Yazmış Gülten Dayıoğlu” sergisi üç kuşağın okurlarını Gülten Dayıoğlu’nun 50 yıllık yazın hayatına tanıklık etmeye çağırıyor.
Fuarın öne çıkan bir diğer sergisi ise bu yıl Çocuk ve Gençlik Edebiyatı olarak belirlenen tema çerçevesinde Türkiye Yayıncılar Birliği ile gerçekleştirilen Türkiye’nin değerli illüstratörlerinin resimlediği “Kitap Resimleri” İllüstrasyon Sergisi. İllüstratörlerin renkli dünyası TÜYAP’ta ilk kez okurlarla buluşmaya hazırlanıyor.
Tema çerçevesinde okurlarla buluşmaya hazırlanan bir diğer sergi ise çocuk ve gençlik kitapları kapaklarından oluşan “Kapaklar Ormanı” sergisi. Sergi TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Sadık Karamustafa danışmanlığında hazırlandı.
TÜYAP, birkaç ay önce Yapı Kredi Yayınları tarafından düzenlenen Red Kit Sergisi’ni kitap fuarına taşıyor. Birkaç kuşağın çizgi romanlarını okuyarak, çizgi filmlerini izleyerek büyüdüğü Yalnız Kovboy fuar süresince kitapseverlerle buluşacak.
Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollanda’nın önde gelen 24 illüstratörünün çalışmalarından oluşan “Fil Gelmiş-Hollanda İllüstrasyon Sergisi” fuar süresince okurlarla buluşacak.
Devamını okumak için tıklayın..

BU KEN PARKER İLK KEZ TÜRKÇEDE 


Ken Parker serisinin 46. kitabı Adah, daha önce hiç Türkçe yayınlanmamış maceralardan biri olmasının yanısıra, Ken Parker dışındaki bir karakterin ön plana çıkmasıyla da dikkat çekiyor.

 
Amerikan İç Savaşı dahil olmak üzere yeni kıtadaki kölecilik tarihinin önemli olaylarına ve Güney eyaletlerinin kültürüne ince ayrıntılarla ve göndermelerle değinilen Adah, köle olarak doğmuş Adah’ın 1908’de New York’ta kaleme aldığı hatıratı üzerinden yürüyor.
Giancarlo Berardi’nin senaryosunu çizgiye döken Ivo Milazzo, bu kitapta iki farklı üslubu dönüşümlü olarak kullanıyor: Adah’ın anlattıkları karşımıza lavi tekniği sayesinde zengin gri tonlarıyla çıkarken, diyalog da içeren kadrajlar net siyah-beyaz anlayışıyla görselleşmiş.
Adah’ı okurken, insanlık onuru adına sorgulanan çok sayıda kavramla karşılaşacaksınız: Yalnızca köleciliğe karşı emeğin ve hürriyetin yanında verilen mücadeleler değil; fuhuş sektörünün gerçekleri, toplumsal ikiyüzlülüğün ironisi, ırklar arası eşitlik hedefinin aslında hangi sebeplerle ta 20. yüzyıl sonlarına kadar ertelendiği gibi konular da bu Ken Parker kitabının sayfalarında yer buluyor.
Devamını okumak için tıklayın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...